Reklam Başlığı
Raporlar

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu için ilginç ifadeler

ilkelerden ve değerlerden uygulamada uzaklaşılmış olması bu sorunların ana kaynağı...

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu için ilginç ifadelerAk Parti‘den istifa eden ve yeni bir siyasi oluşum içinde bulunan Ali Babacan yeni partinin 2020 gelmeden kurulacağını belirtti. detaylar haberimizde…

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu için ilginç ifadeler

Ak Parti‘nin geçmiş dönem hükümetlerinde ekonominin dümenindeki isim olarak bilinen ve geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a partiden istifasını sunan Ali Babacan, yeni kuracağı partiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Karar Gazetesi‘nde Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur‘un sorularını yanıtlayan Babacan, yeni partinin 2020 gelmeden kurulacağını söyledi. Ak Parti ile kırılma anını anlatan Babacan, kamuoyunda merak edilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu ile birliktelikleri konusunda soruları yanıtladı.

İşte Babacan‘ın açıklamalarından bazı bölümler:

Ak Parti’den niçin ayrıldı?

“2001 yılında siyasete Ak Parti’nin kurucu üyesi olarak girdim, partiyi kuranlardan birisi oldum. Uzun yıllar MKYK ve Bakanlar Kurulu üyeliği yaptım. O döneme şöyle bakacak olursak 2001 ekonomik krizi vardı. 28 Şubat’ın atmosferi hâlâ yoğun bir şekilde hissediliyordu. Türkiye 1990’lı yılların siyasi çalkantılarından çıkmaya çalışıyordu. Ak Parti bir bakıma bütün bu sorunları aşmak için, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu derin, uzun süren sorunları aşmak için, önemli bir çıkış imkânıydı Türkiye için.

Ülkemize hizmet etmenin pek çok farklı yolu var ama eğer içinde bulunulan şartlar kısa zamanda büyük değişiklikleri gerektiriyorsa, bunu yapmak ancak siyasetle mümkün. Üç nesil ticaretle uğraşan bir ailenin ferdi olarak siyasete girmemin en önemli sebeplerinden birisi buydu.

Uzun yıllar güzel sonuçlar elde ettik. Önemli ilkeler ortaya koyduk. Adaleti tesis etmek, işi ehline vermek, kararları istişareyle almak, kurumların itibarını korumak, şeffaf olmak ve belki de en önemlisi önce insan diyebilmek. Bunlar çok önemli ilkelerdi. Türkiye dünyada çok itibarlı bir ülke oldu. Türkiye’nin uluslararası sistemdeki, uluslararası ilişkilerdeki etkisi arttı. Ve halkımızın refah seviyesi de ciddi şekilde yükseldi. Genel anlamda Türkiye’de yaşam kalitesi yükseldi. Bütün bu başarılardan sonra, Türkiye’nin şu anda içinde olduğu durum gerçekten bizi üzüyor. Ve niye bu durumda ülke diye baktığımızda da bu ilkelerden ve değerlerden uygulamada uzaklaşılmış olması bu sorunların ana kaynağı maalesef.”

Aklen ve kalben ayrışma…

“Belki aklen kısmı daha çok ilkelerle ilgili… Bu ilkelere uyulmadığı zaman hatalar, yanlışlar kaçınılmaz. Dolayısıyla burada ciddi bir sebep sonuç ilişkisi var. Kalben diye baktığımızda da aslında burada daha çok değerlerden bahsediyoruz. Bunlar bir ülkeyi yücelten, aynı zamanda o ülkenin insanlarını da daha onurlu kılan, daha başarılı kılan değerler. Burada hiçbir şahsi mesele yok. Eğer şahsi kırgınlıklar söz konusu olsaydı benim 2003’te bırakmış olmam gerekiyordu, bırakın böyle 13 yıllık bakanlık dönemini. Hemen ilk birkaç olayda bırakmam gerekiyordu. Ülke meselelerinde kırılmak olmaz, gücenmek olmaz, küsmek olmaz. 82 milyondan bahsediyoruz. Şahsi duygularla hareket etmek mümkün değil. Ama insanın önemsediği değerler olur, o değerlerin örselenmesinden de rahatsız olur. Şeffaflığı çok önemsedik mesela. Kamuoyu yönetiminde ve siyasette etiği çok önemsedik. Bu konularda problemleri gördüğümüzde de çok geniş çalışmalar yaptık. Kanun tasarıları hazırladık, sunuşlar yaptık. Dünyadaki örnekleri inceledik. Ama bu çabamızda başarılı olamadığımızda da kalbimizde bir kırıklık oluştu doğrusu. Çünkü hayalimiz bu değildi. Çok daha farklı bir Türkiye istiyorduk. Çok daha farklı bir tutum, duruş hayal ettik doğrusu. Bu şahsi değil memleket adına bir hayal kırıklığı oldu.

Yani böyle tek bir kırılma noktası yok. Aslında bir süreç bu…”

Ekipte kimler var?

“Bizimle çalışmak isteyen insanlara bakınca şu çok güzel… Kendiliğinden bize gelen insanlar toplumun her kesiminden. Bu doğal bir şekilde böyle gelişiyor. Türkiye’nin en önemli sorun alanları özgürlük, adalet ve ekonomi. Bizim bu konularda samimi bir şekilde çalışacağımıza insanlar inanıyor. Toplumsal araştırmalarda ekonomi daha ön planda bir sorun. Ama şöyle bir geriye çekilip gelecek açısından değerlendirme yaptığınızda, ekonomi iner çıkar ama, özgürlük ve adaletle ilgili konular çok yakıcı konular. Ekonomide biz defalarca kriz yönettik. Türkiye’yi çok zor bir dönemde devraldık. Düşünün, 34 yıl çift haneli, üç haneli enflasyon olmuş bu ülkede. 2 yılda tek haneye indirdik, paradan 6 sıfırı attık. İki yılda yaptık bunları. Ekonomide rasyonalite olduktan sonra çabuk toparlanıyor işler.

Adalet, özgürlük ve ekonomi herkesi ilgilendiriyor. Bu üç konuda da bizim samimiyetimizi insanlar biliyor. Bu sorunları çözme kapasitesinin ve niyetinin bizde olduğunu da görüyor insanlar. Niyet ve kapasite… Önce niyetiniz var mı, sonra kapasiteniz var mı? Geçmişe doğru bakın, Türkiye’nin başarılı olduğu dönemleri düşünün. Ekonomide başarılı olduğu dönemleri, dış politikada başarılı olduğu dönemleri, Avrupa Birliği reformlarında başarılı olduğu dönemleri… O dönemlerin arkasındaki, mutfağındaki ekibin tamamı bizim arkadaşımız şu anda. Bu çok büyük bir avantaj… Uygulama tecrübesi olan isimler bunlar.”

Yeni parti ne zaman kurulacak?

“Arkadaşlarımızın kimisi dışarıdan bize destek veriyor, verecek. Kimisi zaten çalışma ekibimize girmiş durumda. Bu çalışma ekibinin kapasitesi konusunda iddialı konuşmaktan çekinmiyorum. Öncelikle ekibin gerçekten gönlümüze uygun bir ekip olması lazım… Çok sayıda insanla görüşüyoruz, değerlendiriyoruz. Bu biraz vakit alacak. Ama vakit derken de çok ucu açık bir süreçten bahsetmiyoruz. Bu geniş ekiple politika çerçevelerini çalışacağız. Tabii öyle çok detaylı projeler, spesifik binlerce sayfalık program detaylarından burada bahsetmiyoruz. Ama bu ekibin ortak vizyonunu kurgulayacağız. Bunları dikkate aldığımızda gönlümüzden geçen takvimler 2020’yi göstermeden tüzel kişiliği kurmak. Kalite çok önemli burada. Ne insan kaynağından ne de yapılacak işin kalitesinden asla taviz vermek istemiyoruz. Takvim konusunu yaklaşık olarak bir takvim olarak ifade etmekte fayda var.”

Abdullah Gül yeni partiye katılacak mı?

“1990’lı yıllarda tanıştık Abdullah Bey’le. Kendisini biz ailece severiz, takdir ederiz, saygı duyarız. 2001 yılında beni siyasete davet eden kendisi oldu. Ülke için yaptığımız çalışmalarda bize güçlü bir destek verdi. Dürüst bir siyasetçi… Bu çok önemli… Ve değerli bir devlet adamı… Kendi döneminde büyük başarılara katkı verdi. Önemli hizmetleri oldu.

Abdullah Bey şu anda bizim çalışma şeklimizin ve ilişkimizin yanlış anlaşılmasını istemiyor doğrusu. Öncelikle şunu söyleyeyim, kaygılarımız aynı. Bizim çalışmalarımıza tam destek veriyor. Ayda bir veya iki defa görüşüyoruz. Bilgi ve tecrübelerinden istifade ediyoruz.

Öte yandan Abdullah Bey Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra aktif siyasette yer almayacağını kamuoyuna açıklamıştı. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı konumundan sonra da bir siyasi parti çatısı altında olmayı doğru bulmuyor.”

Ahmet Davutoğlu yeni oluşumun içinde mi?

“Biz Ahmet Bey’le 2003 yılında tanıştık. Ak Parti kuruldu, daha sonra hükümet kuruldu, daha sonra tanıştık. Yakın dost olduk. İlmine saygı duyduğumuz bir insan. Ailecek yakın olduğumuz ve sevdiğimiz birisi kendisi. Ancak siyasetteki önceliklerimiz, izlediğimiz yöntem ve üslup oldukça farklı. Şu anda bizim geleceğe bakmamız gerekiyor ve tam anlamıyla bir ekip çalışması yapmamız gerekiyor.”

Suriyeli Göçmenler…

Suriyeli göçmenler öncelikle bir insanlık sorunu. Bizim açımızdan ayrıca bir sosyal sorun, bir ekonomik sorun. İlk yıllarda Suriye’deki tablo geçici bir durum olarak değerlendirildi. Savaştan ve ölümden kaçıp Türkiye’ye sığınan Suriyelilere göçmen denilmedi, misafir denildi. Onların Türkiye’deki varlığı da geçici bir durum olarak değerlendirildi. Bugün geldiğimiz noktada ise hem Suriye’deki durumun hem de Türkiye’deki Suriyelilerin durumunun kapsamlı ve gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Konunun siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarının tüm yönleriyle analiz edilmesi ve yeni bir strateji geliştirilmesi gerekiyor. Bunu yaparken ilgili tüm ülkelerle de istişare içinde olunması gerekiyor.”

Faiz ve Enflasyon…

“İlke ve değerlerden uzaklaşılması temel bir sorun. Ekonomide yaşanan sıkıntıların arkasında da aynı sorun var. 2011 seçimlerinden sonra başlayan, özellikle de 2013 sonrasında hızlanan bir sapmadan bahsediyorum. Ekonomide “güven” kavramı başarının en önemli faktörü. Devletin ekonomik aktörlere sürekli olarak güvenilir bir gelecek perspektifi vermesi gerekir. İtibar gören planlar, programlar, yol haritaları hazırlayacaksınız. Söz verince yerine getireceksiniz. Program açıkladığınızda, tavizsiz bir şekilde hayata geçireceksiniz. Politika belgelerinde ilan ettiğiniz tüm ilkeleri sonuna kadar savunacaksınız, uygulayacaksınız. Şeffaf olacaksınız. Tutarlı olacaksınız. Öngörülebilir olacaksınız. Kurumların itibarını koruyacaksınız. Kurallara uyacaksınız. Piyasa ekonomisinin ruhu ile ters düşen müdahale ve uygulamalardan uzak duracaksınız. Bunlara dikkat etmediğinizde güven oluşturmak mümkün değil. Politika uygulamalarında tutarlılık, öngörülebilirlik, kök nedenlere odaklanmak ve bütüncül bir yaklaşım ortaya koymak, ekonomik sorunlarla etkili mücadele etmenin olmazsa olmaz koşulları.”

Merkez Bankası…

“Merkez Bankası politika faizinin ne olacağı tamamen otoritelerin elinde… Ben görevden ayrılalı 4 yıldan fazla oldu. Bu süre içerisinde her türlü politika revizyonu olabilirdi. Bugün hâlâ yapılabilir. Ama işin bir de gerçeği var. Ekonominin kendine has kuralları var.

Biz iki yıldır üzerinde çalıştığımız raporla bütün dünya genelinde borçluluğun bir sorun olduğunu, özellikle faizli muamelelerin rakam olarak hane halkı için de şirketler için de bankalar, devletler için de çok büyüdüğünü, bunun da dünya finansal riskleri açısından zarar vereceğini açıkladık. 100 sayfalık raporla pek çok öneri de sunduk. 16 kişilik uluslararası bir heyet olarak sunduk bu önerileri. Ve o önerilerimizin içinde özellikle borç-alacak ilişkisine dayanmayan, yani faize dayanmayan finansal metotların tüm dünyada daha çok uygulanmasının gerektiğini de bir tespit olarak ortaya koyduk. Bunu G20’ye önerdik. Ki onlar istemişti bizden bu çalışmayı. 16 kişilik uluslararası heyetin ortak kanaati olarak koyduk. Alternatif metotlar tabi ki var ve daha da yaygınlaştırılmalı.

“Bugün Avrupa Merkez Bankası eksi faiz uyguluyor”

Dışa açık bir ekonomi olarak ve dışarıdan finansman ihtiyacı olan bir ekonomi olarak devletin farklı alternatifteki finansman imkanlarına da açık olması gerekiyor. Farklı metotları da ön plana çıkarabilirsiniz. Ama bu geçiş esnasında uluslararası kabul edilmiş temel iktisat normları önemli. Bunların dışında hareket edildiğinde bırakın faizlerin düşmesini, olması gerekenin çok daha üstüne çıkabiliyor. Bugün Avrupa Merkez Bankası eksi faiz uyguluyor. Bugün Almanya borçlanırken eksi faiz var. Bugün Bulgaristan hükümeti eksi faizle borçlanıyor. Türkiye’nin borçlanma rakamlarına bakıyorsunuz, çok daha yüksek faizler ödeniyor. Ben buna da üzülüyorum açıkcası.”

Ekonomideki en kritik sorun…

“Şu anda ekonomimizin en önemli sorunu öngörülebilirlik sorunu… Yazılı politika dökümanlarının gelecek perspektifi vermesi gerekiyor. Başta bağımsız kurumlar olmak üzere kurumların itibar ve güvenilirliğini artırmak gerekiyor. Para politikasının, maliye politikasının ve makro ihtiyati tedbirlerin birbiriyle uyumlu olması gerekiyor ve öngörülebilir olması gerekiyor. Yapısal reformların yeniden canlandırılması gerekiyor. Türkiye son dönemde, 90’lı yılları andıran yüksek enflasyon – düşük büyüme – yüksek işsizlik sarmalına girdi. Gelir dağılımı bozuluyor. Büyük çabalar ve fedakarlıklarla elde ettiğimiz ülkemizin ‘yatırım yapılabilir’ kredi notu kaybedildi. “Orta Gelir Grubu”ndan “Yüksek Gelir Grubu”na geçme aşamasına gelmiş olan ekonomimiz “Orta Gelir Grubu”nda tıkandı. Hatta bu gruptaki sıralaması dahi kötüleşmeye başladı. Milli gelirimiz düştü, fakirleştik.

Ülkemizin sadece güncel büyüme ve kalkınma göstergeleri gerilemekle kalmadı, aynı zamanda uzun dönemli büyüme potansiyeli de ciddi bir tehditle karşı karşıya. Gerekenler yapılmazsa Türkiye’nin bu sarmaldan çıkması mümkün olamaz.

Bugün dünyada “eksi” faizler dönemi yaşanıyor. Likiditenin çok bol ve ucuz olduğu bir süreçten geçiyoruz. Böyle bir dönemde Türkiye’de devletin ve özel sektörün bu kadar yüksek Faiz ödemek zorunda kalması gerçekten çok üzücü… Türkiye’nin risk priminin acilen düşürülmesi gerekiyor.

Ekonomideki sorunların sebebi sadece ekonomi politikasıyla ilgili de değil. Ülkemizdeki hukuk güvenliği sorunu yatırımcıyı ürkütüyor. Dış politikada dönem dönem ekonomiyi olumsuz etkileyecek gelişmeler yaşanıyor. Güvenlikle ilgili problemlerin ekonomik sonuçları oluyor. Topyekün bir siyasi revizyona ihtiyaç var.”

15 Temmuz…

“15 Temmuz’da ben ailemle beraber tatildeydim, yurt dışındaydım. Ve darbe girişiminden hemen sonra mümkün olan ilk uçuşla Türkiye’ye döndüm. Meclis hedef alınmıştı, F-16 uçaklarıyla bombalanmıştı. Meclis’teki oturumlar oldu biliyorsunuz. Bunlara katıldım. Ankara ve İstanbul’da demokrasi nöbetleri oldu her gece, onlara katıldım. Her iki şehirde farklı meydanlarda konuşmalar yaptım. 15 Temmuz sonrası çok sayıda ülkede FETÖ’nün gerçek yüzünü anlatmak için konuşmalar yaptım. Biliyorsunuz olanlar önceleri dünyada tam anlaşılamadı. Bir sürü farklı teoriler ortaya atıldı. Ve bizden FETÖ’nün gerçek yüzünü dinlemeleri önemliydi.

Bunların karanlık yüzü hem Türkiye’de hem de dünyada artık daha iyi anlaşılmış durumda. Şeffaf olmayan ve takiyye yapan bir örgüt. Türkiye’ye de çok büyük bir zarar verdi. Bu örgütle mücadelenin sonuna kadar da devam etmesi gerekiyor. En küçük bir taviz bile asla söz konusu olmamalı. Bir ülkenin demokrasisini, parlamentosunu, bir ülkenin devlet başkanını hedefleyen bir terör örgütüne mutlaka hak ettiği en ağır ceza uygulanmalı.”

Kayyum atamaları…

“Seçilmiş bir insanı görevinden alabilecek bir gücün sadece ve sadece hukuktan güç alan bağımsız yargıda olması lazım. Çünkü halkın iradesi demokrasilerdeki en önemli güçtür. Seçilmiş bir insandan bahsediyorsunuz. Seçilmiş bir insan orada sadece bir fert değil. Onun arkasında ona oy veren bazen on binler, bazen yüzbinler bazen milyonlar var. Seçmenin iradesine saygı göstermek gerekiyor. Aksi takdirde demokrasinin tam da özüne zarar vermiş oluyorsunuz. Halkın iradesini dengeleyebilecek güç ancak bağımsız yargı olabilir. Yoksa vicdanlarda derin yaralar açılır. Bir de burada tabi güvenilir ve bağımsız bir yargı gerekiyor. Demokrasi önemli ama hukuk da çok önemlidir. Demokrasilerde hukuku göz ardı ederseniz, demokrasi bir süre sonra otokrasiye dönüşebilir.”

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı