Reklam Başlığı
Raporlar

Dr. Gergerlioğlu: ’30 KHK’lı Ege ve Meriç’i geçmek isterken boğuldu

Dr. Gergerlioğlu: ’30 KHK’lı Ege ve Meriç’i geçmek isterken boğulduGergerlioğlu; “Türkiye hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yargıyla ilgili diğer tüm dünya kriterleri açısından dünyanın dibine düşmüş durumdadır” dedi. detaylar haberimizde…

Dr. Gergerlioğlu: ’30 KHK’lı Ege ve Meriç’i geçmek isterken boğuldu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu Adalet Komisyonunda Yargı Reformu Paketi üzerine konuşma yaptı.

Yargı Reformu Paketi üzerine yaptığı konuşmada Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu şunları söyledi:

“Değerli Başkan, değerli Komisyon üyeleri; 2’nci madde gerçekten önemli bir madde ama genel olarak şunu söylemek gerekiyor: Ülkemizde aslında OHAL döneminde yaşatılan hukuksuzluklar dolayısıyla biz aslında çok daha önemli konuları konuşmalıydık ama “Yargı Reformu” adı altında getirilen bu maddeleri konuşuyoruz. Şu anda ülkemiz sadece bizim, muhalefet parti vekillerinin söyledikleriyle değil, tüm dünya kriterleriyle, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yargıyla ilgili diğer tüm dünya kriterleri açısından dünyanın dibine düşmüş durumdadır, Afrika ligindedir. Bu, çok net bir şekilde ortadadır, bunun tartışılacak bir hâli yoktur.

“Anayasa Mahkemesi KHK İptal Etmeyerek Sınıfta Kaldı!”

OHAL döneminde Anayasa’yı ihlal eden yüzlerce uygulama yapılmıştır. OHAL döneminde çıkarılan KHK‘lerle Anayasa ihlali çok net bir şekilde yapılmıştır ve Anayasa Mahkemesi maalesef siyaseten bu konuda zayıf kalmıştır yani hukuksal değil siyasi açıdan bir karar vermiştir ve CHP‘nin götürdüğü KHK‘lerin iptali yönündeki isteği maalesef reddetmiştir. Aslında yeri, süresi ve konusu itibarıyla KHK‘ler OHAL‘e aykırıydı ve bundan dolayı da ortaya çıkan sorunları bugün konuşuyoruz, KHK‘ler yüzünden ortaya çıkan pasaport sorunlarını konuşuyoruz. Aslında konuşmamız gereken topyekûn bir KHK felaketidir, bir KHK kâbusudur. Bu ülkede zaten demokrasi ve hukuk anlamında son derece kötüye bir gidiş varken son üç yıllık OHAL uygulamalarında oldukça kötü uygulamalar yaşanmıştır ve kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen insanlar bir imhaya tabi tutulmuştur, bir kırıma tabi tutulmuştur, devlet sektöründen ihraç edilmiştir, özelde çalışmasının önüne geçilmiştir ve ardından da seyahat hürriyetleri engellenmiştir. Anayasal bir hürriyettir seyahat hürriyeti ama engellenmiştir ve kocaman bir Türkiye hapishanesinde kapana kısılmış bir şekilde kalmışlardır, aç susuz bir şekilde kalmışlardır ve en ufak toplumsal meselede bile yer almaları engellenmiştir.

“Uygulamalar Nazi Almanyasını Aratmıyor!”

Nazi Almanyası uygulamalarından hiç uzak olmayan ve hatta onu aşan uygulamalar yaşanmıştır. KHK‘li vatandaşların herhangi bir özel kursta yer almaları engellenmiştir, İŞKUR kayıtlarında yer alması engellenmiştir, “36” koduyla iş yerlerine girmeleri engellenmiştir ve hatta KPSS sınavlarında KHK‘li kişilerin çocukları elenmiştir, yazılı sınavlarda 90-95 puan almalarına rağmen mülakatlarda elenmişlerdir. Çok açık bir ayrımcı uygulama yapılmıştır. Bunlara biz “21’inci yüzyılın soykırım uygulamaları” diyoruz. Bunun somut sonuçları da olmuştur. Şu ana kadar, KHK‘liler, bu kadar adaletsizlikten sonra artık bu ülkede durmak istememiştir. Yüzbinlerce kişi ve çevreleriyle, yakınlarıyla beraber 1,5 milyonu bulan kişi bu ülkeden kaçmak istemiştir, uzaklaşmak istemiştir. Yapılan bir ankette yüz binlerce OHAL mağdurunun yüzde 83,9’u bu ülkeden uzaklaşmak istediğini söylemiştir.

“Türkiye’de İşkence Var!”

Burada yapılan konuşmaları dinleyince ben çok şaşırıyorum, iktidar partisi vekilleriyle herhâlde aynı ülkede değiliz. Bu kadar ağır bir kâbusun yaşandığı bir ülkede hâlâ sanki bir Kuzey Avrupa ülkesi meclisinde konuşuyor gibi konuşmalar yapıyorlar. Ama onlar bilmiyor ki bu ülkede işkence var, sistematik bir işkence var. Bu ülkede ağır insan hakları ihlalleri var. Bu ülkede… Az evvel Adalet Bakan Yardımcısı diyordu ki: “İşkenceyle ilgili hiçbir şey yok ve biz gerekeni yapıyoruz.” Adalet Bakanlığı yetkililerine sormak lazım, Ankara Barosunun rapor hâlinde tüm dünyaya sunduğu Ankara Emniyeti İşkence Raporu hakkında ne diyorlardı acaba? Ben tek kelime bir açıklamalarını duymadım. İçişleri Bakanlığının da tek bir kelime idari bir işlemini de duymadım, tüm dünya bunu konuşurken, tüm dünya ülkeleri ve medyası bunu konuşurken bizim ülkemizin bakanlıkları tek kelime etmiyorlardı. Ve şu anda da yapılan tek bir idari bir işlem de yoktur.

“30 KHK’lı Ege ve Meriç’i geçmek isterken boğuldu onların 18’i 0-6 yaş arasındaydı!”

İşkenceyle kalmıyoruz, biraz evvel bahsettiğim gibi o kadar ağır hak ihlalleri yaşanmıştır ki bu ülkeden insanlar uzaklaşmak zorunda kalmıştır. Binlerce, on binlerce insan bu ülkeyi terk etmiştir. Ve şu anda bakın, bir istatistik vereceğim, son üç yılda, şu 2’nci maddede üstünde bahsettiğimiz KHK‘lilerin 30’u ülke dışına çıkmaya çalışırken -ki ülkenin adaletsizlik ve hukuksuzluğundan dolayı çıkmaya çalışıyorlardı- Ege ve Meriç sularında boğulmuşlardır. Bu kişiler 30 kişidir ve maalesef 18’i 0-6 yaş arası bebek ve çocuklardır. Bu ülkede bunlar yaşanmıştır değerli arkadaşlar.

Bakın, işkence vardır, insan hakları ihlalleri ağır düzeydedir ve biz şu anda KHK‘lilerin bu pasaportla ilgili konusunu konuşuyoruz. Aslında Yargı Reformu‘nu eğer Adalet Bakanlığı buraya getiriyorsa konuşulması gereken en önemli husus kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen, hayatları darmadağın edilen, kâbusa sokulan insanların durumları konuşulmalıydı. Daha iki gün önce bakın bu ülkede ne yaşandı? Biz kalkmışız…

“Yargı reformu yıkılan binaya makyaj yapmaya benziyor!”

Bakın, ben size bir örnek vereyim, bu ülkenin hâline dair bir örnek. Bu ülkede yaşanan nedir biliyor musunuz? Bir deprem olmuştur, bir bina yıkılmıştır ve o binanın altından insanların iniltileri yükselmektedir, karşı binada yıkılma olmamıştır, sıvalar dökülmüştür, karşı binadakiler de –işte onlar bizim idari yetkililer oluyor– ellerinde ayna, cımbız birtakım makyaj işleriyle uğraşmakta veya boya badana işleriyle uğraşmakta. Ama karşı apartmanın altından iniltiler yükselmektedir, bunu herkesin çok iyi bilmesi lazım arkadaşlar, Türkiye’nin manzarası budur maalesef.

“On Binlerce insan yargı merciine henüz ulaşamamıştır ne yargı reformu!”

Şimdi, bu madde de, bakın, İçişleri Bakanlığının tasarrufuna bırakılıyor. İçişleri Bakanlığı öylesine keyfî işler yapıyor ki güya OHAL döneminde OHAL Komisyonu karar verecekti mağdurlar için. Ama bu ülke öyle bir ülke ki -bir de Yargı Reformu‘ndan bahsediliyor- değerli arkadaşlar, KHK‘yle ihraç edilen on binlerce kişi şu anda aradan üç buçuk yıl geçmiş ve sorgusuz sualsiz yargısız infaza uğradıkları ve bir imhaya uğratıldıkları bu işlemden sonra herhangi bir yargı merciine ulaşamamışlardır, ne Yargı Reformu? Üç buçuk yıl aradan geçmiştir, herhangi bir yargı birimine ulaşamamıştır. Ancak OHAL Komisyonundadır dosyaları ve oradan geçip de yargıya ulaşamamıştır, yargıya ulaşsa da önlerine çıkarılan onlarca mahkeme vardır âdeta ve on beş, yirmi yıllık bir süreç sonunda belki adalete ulaşacaklar, ne olacağı belli değil. Ama ben şunu çok iyi biliyorum ki adil olmayan yargılamalarla insanlara iltisak, irtibat ve benzeri hukuk dışı terimlerle damgalar vuruldu ve insanların hayatı karartıldı.

Şimdi, bu deliller neydi? İnsanların, efendime söyleyeyim, bir bankada hesabının olması, sendikaya üye olması, çocuğunu kapatılan bir okula göndermesi, bunlardan dolayı hayatı karartıldı veyahut da Barış Akademisyenleri.

“Görüşe katılmayabilirsiniz ama Barış Akademisyenlerini bu kadar ağır cezalandırmaya hakkınız yok!”

Bakın, Barış Akademisi arkadaşlarımız son üç buçuk yıldır bir büyük kâbus yaşadılar. Neden? Barış istedikleri için. “Savaşa karşı, çatışmaya karşı hayat istiyoruz” dedi. Bu görüşe katılmayabilirsiniz ama bu insanları bu kadar ağır bir şekilde cezalandırmak, bu bilim insanlarını hayatın dışına atmaya nasıl bir cüret gösterilebildi? Barış akademisyenleri ve diğer akademisyenlerle birlikte Türkiye’de -bakın, çok vahim bir sayı veriyorum size- 6 bin akademisyen kamudan ihraç edilmiştir arkadaşlar. Bu, Türkiye’nin belini büken bir sonuçtur ve bundan dolayı Türkiye’nin son üç yılda bilim üretiminde yüzde 30, büyük bir düşüş yaşanmıştır. KHK uygulamaları, OHAL uygulamaları sadece mağdurlara değil, bu ülkeye büyük bir zarar vermiştir.

“KHK’yle pasaportlarına şerh koyuldu”

Bakın, şu anda Ege ve Meriç’ten insanlar geçmeye çalışıyorlar, artık bu hukuksuz ülkeden kaçmaya çalışıyorlar. En son 2-3 aylık bebekler öldü orada, bakın 2-3 aylık bebekler; bunun siyaseti yok değerli arkadaşlar, bu insani bir durum. Yani ülkenin geldiği noktada, bakın, şu anda biz pasaport konusunu konuşuyoruz, insanların –pasaport hakkıKHK‘yle pasaportlarına şerh koyuldu, üç buçuk yıldır hayat cehennem edildi o insanlar için. Dinî ibadetlerini de yapamadılar, hacca da gidemediler. Hasta oldular, yurt dışına tedaviye gidemediler. Tek bir kişi gidebildi, kanser hastası olan Profesör Doktor Haluk Savaş gidebildi; o da sosyal medyada vicdanlar ayağa kalktı ki öyle gidebildi ancak. Onun dışında sesini duyuramayan yüzlerce, binlerce insan yurt dışındaki tedavisini yaptıramadığı için bu ülkede öldü.

“Nesrin Gençosman, Muzaffer Özcengiz, Halime Gülsu Cezaevindeki ağır ihlaller sonucu öldü! Adalet Bakanlığı yetkilileri tek kelime cevap veremiyor!”

Adalet Bakanlığı yetkilileri adaletten bahsediyor ama benim sorduğum onlarca, yüzlerce soru önergesine cevap vermekten imtina ediyorlar. Ben onlara cezaevlerindeki vefat eden KHK‘lileri soruyorum, on beş on altı aydır bana tek bir cevap veremiyorlar ki ben onların çok ağır ihlallere uğradığını tüm belgeleriyle ispatlamışım, tüm belgeleri de tekrar sunarım, tek bir cevap bile veremiyorlar. Nesrin Gençosman Ordu Cezaevinde ağır bir ihmal sonucu öldü, KHK‘liydi. Muzaffer Özcengiz Çorum Cezaevinde ağır bir ihlalle öldü.

“Neden ölüyordu bu insanlar?”

Çünkü insanlık dışı muamelelere uğruyorlardı. KHK‘lileri bu uygulamalar, bu iktidar uygulamaları vatandaşlıktan çıkarmıştı çünkü. Cezaevinde de cezalandırıyordu, vatandaşlıktan çıkardığı bu insanlara insan olmadığını düşünerek cezalar veriyordu. Halime Gülsu Tarsus Cezaevinde öldü, Adalet Bakanlığı yetkilileri tek kelime cevap veremiyor, sadece sessizliğe gömülerek cevap veriyorlar ve de kalkmışlar “yargı reformu” diye bir şey hazırlamışlar. Bana Halime Gülsu‘nun hesabını versinler. On altı ay oldu, bakın on altı ay oldu, Halime Gülsu çok ağır ihmaller sonucu öldü veya öldürüldü, tek bir kelime açıklama yapmıyor Adalet Bakanlığı, yapamadığı için.

Şimdi, en başta şunu söylemek lazım: “Yargı reformu” adı altında bir şey getirildi ama Strateji Belgesi’nde -Adalet Bakanlığı yetkilileri de sanırım çok iyi bilir- coğrafi güvenceyle ilgili bir madde vardı, ben bunu göremiyorum mesela.

Şimdi, bu yargı reformu vatandaşlara, STK‘lere ve diğer kuruluşlara gerektiği kadar sunulmadı. Ocak 2019’da bir anket, araştırma yaptılar ama bu yapılan yargı reformu çalışmalarından sonraydı ve ondan sonra vatandaşlara sordular.

“Siz insanların anayasal haklarını gasbettiniz!”

Şimdi, pasaport mevzusunda ihlaller o denli ağır ki bakın, yüz binlerce insanın anayasal haklarını gasbettiniz. Bu ülkede öyle şeyler oldu ki KHK‘lilerin seçilme hakkı gasbedildi, belediye başkanı ve belediye meclis üyesi olanların hakları gasbedildi. Oysa seçimden önce bu söylenebilirdi. Seçim yapıldı, daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi “KHK‘liler oy kullandı, bu oylar iptal edilmeli” diye başvuru yaptı. Ya, şimdi, pasaportu bırakalım, vatandaşlıktan çıkarıldığı apaçık olan, hatta insani tüm haklarından çıkarıldığı apaçık olan bir önemli kesimin haklarını konuşmak durumundayız ama getirilmiş, bize sadece pasaportla ilgili bir husus.

“Kovuşturma yürütülen insanlara pasaport yine verilmiyor”

Şu anda, bakın, üç buçuk yıldır anayasal pasaport hakları ihlal edilmiş durumdadır insanların. Hiçbir gerekçe olmaksızın, Anayasa da çiğnenerek, yargı kararı olmaksızın insanların pasaportuna el konulmuş durumdadır. Şu anda yaşatılan budur ve sonunda bir madde getiriliyor ve bu maddede -bakıyorsunuz ki- hakkında soruşturma, kovuşturma yürütülen insanlara pasaport yine verilmiyor. KHK‘lilerin hepsi pasaportlarını almak durumundadır. Böyle, yok, sadece şuna buna veriyoruz diyerek, yapılan üç buçuk yıllık Anayasa ihlalini kimse kapatamaz ve şu anda da bunu yasalaştırarak bir büyük ihlali yasal hâle kimse de getiremez değerli arkadaşlar. Bunlar gerçekten kabul edilebilecek şeyler değildir.

“Cezaevlerinde 864 bebek ve çocuk var! bu madde böyle geçmemelidir!”

Bu ülkede cezaevlerinde binlerce insan var, anne baba tutuklanmış insanlar var, adil olmayan yargılamalar sonucunda anne baba tutukluluklar var, 864 bebek ve çocuk şu anda Türkiye cezaevlerinde. En ağır sayılarda bunlar, bakın ve cezaevi dışında da…Yine, bu anne baba tutukluluklardan dolayı dede veya nine yanında kalmak zorunda kalan, çok zor durumda olan, psikolojisi bozulmuş binlerce çocuk da vardır. Eğer insaf ve vicdan sahibi olsaydık biz bu konuları yargı reformunun içine koyarak burada tartışırdık. Bizim neslimizi bozacak, neslimizde büyük sıkıntılara neden olacak yargısal sorunları Adalet Bakanlığı şu anda düşünmüyor. Biz bunları defalarca da gündeme getirdiğimiz hâlde, maalesef, bu dönemde hamile annelerin yüzlercesi cezaevlerinde kaldı, emziren annelerin yüzlercesi kaldı.

Yüzlerce, binlerce çocuk kaldı ve maalesef, şu anda getirilen bu madde de derde deva bir madde değildir. Bakın, bu madde böyle geçmemelidir değerli arkadaşlar.”

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı