Raporlar

Gergerlioğlu: ‘Emine Örnek cezaevinde sütünü sağıyor lavaboya döküyor’

Gergerlioğlu: ‘Emine Örnek cezaevinde sütünü sağıyor lavaboya döküyor’ … Uygurlar; “Sidar 12 mart gecesi öldürüldü. Yılmaz Geyik tarafından öldürüldü. Görgü tanıkları var 3 kişi görgü tanığı var elimizde. İlk günden beri Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından arama yapılmadı” dedi. detaylar haberimizde…

Gergerlioğlu: ‘Emine Örnek cezaevinde sütünü sağıyor lavaboya döküyor’

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu 23 Haziran’da yayınlanan ÖFG TV de Gündemi Değerlendirmiş Öldürülen Sidar Uygurların Ablası Bahar Uygurları Konuk Etmiş.
Ömer Faruk Gergerlioğlu‘nun konuklarıyla yaptığı mülakatın ayrıntları ve videosu… Video Linki: https://www.youtube.com/watch?v=5_17UlVautA&t=14s

Anaakım medyanın bize kapatıldığı ama çok sözümüzün olduğu bir dönemdeyiz!

Anaakım medya bize kapalı olunca biz de alternatif medya yöntemlerine başlıyoruz, bunu da her gün değişik vesilelerle geliştirerek sizlere sunmaya çalışıyoruz, 2 günümüz 1 olmasın diyoruz ve çok daha iyi bir şekilde sizlere hizmet edelim, sizlere hem olayların gerçek yüzünü hem de yaptığımız çalışmaları gösterelim istiyoruz!

Sidar Uygurlar’ın Katil Zanlısı Yakalandı. ÖFG TV’de Ablası Bahar Uygurlar’la Konuştuk

Uzun süredir takip ettiğim bir olay var çok üzücü bir olay mart ayında Siverek’de bir cinayet işlendi. Bu cinayet bir trafik tartışması yüzünden işlendi. MOBESE kamera kayıtlarına baktığımız zaman bir arabanın önünü kesen bir kişi iniyor ve arkadaki arabadaki kişiyi öldürüyordu ve bu kişi Yılmaz Geyik isimli bir kişi olduğu tespit edilmişti ama 3,5 ay oldu bu kişi yakalanamıyordu. Ailesi sosyal medya çalışmaları yapıyordu, bize ulaşmıştı, biz bu konuda soru önergeleri, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na dilekçeler vermiştik. Gereken yapılıyor mu? İnanılmaz bir süreç ve bu kişinin yeri yurdu belli ama bir takım soru işaretleri kafalarda,bu kişi acaba bir şekilde yakalanmamayı mı başarıyor? Bir iltimas mı var? Gibi soru işaretleri vardı. Pek de iyi bir şekilde tanınmayan bu kişi, sonunda bugün yakalandı. Bize başvuran Bahar Uygurlar, 23 yaşındaki Sidar Uygular’ın ablası, kendisiyle bugün bir bağlantı yapacağız. Bahar Uygurlar sabah vakitlerinde saat 05.12’de bir tweet atarak büyük bir sevinçle katil zanlısının yakalandığını ifade etti ve sonunda bu kişinin yakalandığını öğrenmiş olduk. Bahar Uygurlar bize ne anlatacak? Ne oldu? Ne bitti? Kendisine sormak istiyoruz.

Bahar Hanım ÖFG TV konuğusunuz aylardır gündeme getirdiğimiz mağduriyetiniz bizim için çok önemliydi. Bugün birçok konuğumuz var ama sizin sabah vakitlerinde haber verdiğiniz olayı ilk gündemimiz olarak belirledik. Bu vakalar bizim için çok önemli çünkü insan hakları alanında çalışıyoruz ve insan hayatı bizim için çok önemli yaşam hakkı çok önemli ve yaşam hakkı ihlalleri çok önemli, bu ihlalleri yapan kişinin hayat hakkı çok önemli, bir önemli problem yaşıyordunuz, biz size baştan sona ne yaşandınız? Sidar Uygurlar katledildi, ne zaman? Ne oldu? İlk önce oradan başlayarak anlatmanızı isteriz.

Bahar Uygurlar: Sidar 12 mart gecesi öldürüldü. Yılmaz Geyik tarafından öldürüldü. Görgü tanıkları var 3 kişi görgü tanığı var elimizde. İlk günden beri Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından arama yapılmadı. Aracı da biz bulduk 5 gün sonrasında, kardeşim Sinan Uygurlar buldu, soruşturma doğru düzgün yapılmadı,ifadeler alındı ama ifadeler doğrulanmadı, biz tehdit edildik Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından tehdit edildik.

ÖFG: Ne Dediler?

Bahar Uygurlar: Yayına çıktık diye, tehdit edildik. Yanlış beyanda bulunuldu diye. Kardeşim Hilvan yolu üzerinde bulunmuş araç demişti, onun için böyle devam edersiniz size soruşturma açarız denildi. İlk söylenilen sonrasında da Yılmaz Geyik’in itibari için tehdit edildik. Bu şekilde devam ederseniz soruşturma başlatılacak, şikâyette bulunacakmış bize. Durmamız gerekiyormuş, sadece Sidar’ı öldürdüğünü söyleyelim başka hiçbir şey söylemeyelim dendi. Bunu emniyet bize söyledi, emniyetten gelen hatta cinayet ile ilgili dava ile ilgilenen polisler bizim evimizde böyle bir uyarı da bulundu. Biz iki kız kardeş alınacakmışız diye bizi durdurmaya çalıştılar, biz durmadık tabi.

ÖFG: Bahar hanım şunu mu söyledi emniyet; Sidar’ın öldürüldüğünü söylemekten başka bir şey söylemeyin, emniyeti eleştirmeyin mi dediler?

Bahar Uygurlar: Direkt şu; Sadece Sidar Uygurlar’ı öldürdüğünü söyleyin, başka hiçbir şey söylemeyin.

ÖFG Katil zanlısı yakalandı ama Sidar Uygurlar’ın ailesinin sanırım önemli iddiaları var ve bunları da dile getirmesi gerekiyor,biz onlara bu fırsatı vereceğiz ve bu 3.5 aylık gecikmenin neden olduğunu soracağız. 12 martta gerçekleşmiş bu olay,bugün 23 haziran 3.5 aya yakın bir süre var burada,bu gecikme neden olmuş,Türkiye’de adil bir yargılamanın olmadığını hepimiz biliyoruz,Türkiye’de yargıya güvenin her geçen gün azaldığını hepimiz biliyoruz,3.5 ayda yeri yurdu belli olan bir insanın bulamama gerekçesini araştırmak bizim için son derece önemli bunları Bahar Uygurlar’a sormaya devam edeceğiz.

Biz bu cinayeti yakından takip ettik ve giderek Uygurlar ailesi sesiniz yükseltti,duyurmaya çalıştı,bir çok yerde kampanyalar yapıldı,en son Direnişler Meclisi bu konuda bir kampanya çalışması yaptı ve Uygurlar ailesi yüksek bir şekilde seslerini duyurdu sanırım ve sonunda katil zanlısı yakalandı demek ki yakalanabiliyormuş. Üzücü olan kamuoyu baskısı olmadan yakalanması gerçeğini biliyoruz, kamuoyu baskısı olmasaydı, belki Yılmaz Geyik yakalanmayacaktı,işte bu çok önemli bir konu bunu aydınlatmamız gerekiyor,neden yakalanmadı? NE oldu? Ne bitti? Yılmaz Geyik’i koruyan birileri mi vardı? Neden Uygurlar ailesinin susması istendi? Bütün bunları sormamız, soruşturmamız gerekiyor.

İktidarla aynı düşünmüyorsan HDP’liye de Avukata da Yürüyüş Yasak!

Değerli izleyenler geçen haftanın önemli konularını biliyorsunuz, HDP yürüyüşü, darbelere karşı demokrasi yürüyüşü gündemdeydi. İstediği kadar iktidarın medyası bunu konuşmamaya çalışsın, HDP’lileri çağırmamaya çalışsın, önemli bir gündemdi, son günlerde de Baro Başkanları önemli gündem oldu, illerinden Ankara’ya doğru yürüdüler başkanlar ve Ankara girişinde engellendiler. Başkanların bu girişimi sonrası oldukça gergin anlar yaşandı. Dün sabah saatlerinde Ankara’ya girmeye çalışan baro başkanları engellendi, polis müdahale etti, baro başkanları darp edildi, hakaret edildi ve küçük düşürülmeye çalışıldı. Baro başkanları geri adım atmadılar, direndiler, diplomasi yürüdü, sivil toplum, siyaset baro başkanlarına destek verdi ve direnişlerini bırakmadılar. Gece Ankara’da şiddetli yağış vardı yağmur altında polis saldırısına uğradılar, yine darp edildiler, belediye onlara çadır açmak istedi, çadıra izin vermedi polis, yemek getirmek istendi baro başkanlarına yemeğe izin vermedi polis ve her türlü engellemeyle baro başkanlarının yürüyüşü durdurulmaya çalışıldı. Hatta önünde oturdukları bir inşaat şirketi yetkilileri de bu yürüyüşü engellemeye çalıştı ve baro başkanlarına saldırmaya çalıştı. İktidar hem kendi gücüyle hem de azmettirdiği insanlar gücüyle baro başkanlarına bir saldırı düzenliyordu ve engelleme yapmaya çalışıyordu. Bugün sonunda baro başkanları kazandılar. Yılmadılar, bıkmadılar, 24 saati aşan bir dirençten sonra yürüyerek Anıtkabir’e giderek orada açıklama yaptılar ve isteklerini beyan ettiler. Neden yürüyorlardı? Baro yetkileri kısıtlanmaya çalışılıyordu, baro seçimlerinde iktidarın istediği bir değişim gerçekleştirilmeye çalışılıyordu. İktidar hepimizin bildiği gibi her alanı kendisine göre dizayn etmeye çalışıyordu, muhalefet eden, itiraz eden hiçbir demokratik kitle örgütü istemiyordu.

Barolar da bir demokratik kitle örgütü ve kesinlikle itiraz eden muhalefet eden iktidarın yaptığı haksızlıkları ortaya çıkaran bir baro istenmiyor.

Biz en son baroları hangi çalışmalarda görmüştük? Mesele Ankara Emnyeti’nde işkence vakaları oluyordu ve bu işkence vakalarını geçtiğimiz sene 26 Mayıs’ta olan bu işkence vakalarını Ankara Barosu raporlamıştı ve başkada bir çok işkence vakası olduğunda yine açıklamalar raporlar düzenlemişti. Bütün bunlar ve baroların iktidarın din eliyle kendi iktidarını tahküm etmeye çabalarına karşı barolar açıklamalar yaptı ve LGBTİ bireylerin yanlızlaştırılmasına karşı çıktığı,onların LGBTİ bireylerin Korona Virüs’ün müsebbibi olarak gösterilmeye çalıştılar,bu da şimşekleri üzerine çekti iktidar,kendisine muhalefet eden,aykırı görüşleri olan baroları kabul etmedi ve onların elindeki yetkiyi almaya çalıştı,bu hepimizin bildiği bir gerçek ve sonunda baro başkanları birer birer hukuk kazandı ve adil yargılanma isteği kazandı,yargının adil olma isteği kazandı daha doğrusu çünkü iktidarın uygulamalarının siyasallaşmış bir yargı oluşturduğu ve avukatların bundan da çok rahatsız olduğunu biliyoruz avukat arkadaşlarımızla konuşuyoruz ve artık mesleklerinden çok soğuduklarını,çünkü yargı alanının çok siyasallaştığını bize her defasında belirtiyorlar,evet Türkiye yürüyor,Türkiye’de sivil toplum siyaset temsilcileri,haksızlıklara karşı,hukuksuzluklara karşı yürüyor, HDP yürüyüşünden de bahsetmek isterim.

HDP Yürüyüşü biliyorsunuz tüm Türkiye’yi kucaklamak,kuşatmak isteyen bir yürüyüştü!

Edirne’den Ankara’ya, Hakkari’den Ankara’ya olmak üzere 2 ayrı kolda bir yürüyüş düzenlendi bu önemli bir yürüyüş kulvarıydı ve ne demek istiyordu? Tüm Türkiye’yi kucaklayan, kuşatan bir anlayış ile tüm Türkiye’ye antidemokratik hukuksuz uygulamalara karşı özgürlükçü ve barışçıl bir mesaj vermek istiyordu. Sadece Hakkari’den Ankara’ya yürümekle kalınmıyordu Edirne’den Ankara’ya da yüründü. Ben yürüyüşün Edirne ve Ankara kolu olandaydım ve Edirne’ye gidişimizde engellemelerle karşılaştık. Silivri’de darp olayları oldu ve halka izin verilmedi milletvekilleri ve MYK üyelerine ancak izin verilerek Edirne cezaevine gittik. Cezaevine yakın bir alanda Sayın Selahattin Demirtaş’a ve Abdullah Zeydan vekillerimize selamlar göndererek bir açıklama yaptık ve ardından yürüyüşümüzü devam ettirdik. Tabi yürüyüş şehirler arası yollarda yürüyüş tarzında olmadı arabalarla olan bir çalışma oldu. Şehir içlerinde yürüyüşler oldu, ziyaretler oldu, İstanbul’a vardıktan sonra, Esenyurt, Kadıköy, Beşiktaş’ta geniş katılımlı basın açıklamaları olarak halkımıza itaat ettik. Esnaf ziyaretleri yaparak vatandaşa ulaşmaya çalıştık mesajımızı duyurmaya çalıştık. HDP neyi duyurdu? HDP tüm bu baskılara karşı aynı metotla cevap vermeyeceğini söylemek için katıldı. HDP tüm bu zorbalıklara karşı demokrasi demek için katıldı. HDP Tüm marjinalize etme girişimlerine, Kürt illerine sıkıştırma girişimlerine karşı HDP’nin tüm Türkiye’yi kucaklamak istediğini belirten bir anlayış ile yürüyordu. Provokasyon iddiaları vardı, bu yürüyüşün olmaması gerektiğini provakasyon olacağını söylüyorlardı ama HDP bu noktada da sorumlu davrandı herhangi bir ciddi provokasyona mahal vermedi, İçişleri Bakanlığı da bunu görerek provokatör tavırlarından vazgeçti ve karşılıklı bir uyum ve uzlaşma içinde cereyan etti. Bu yürüyüş, bu da önemliydi çünkü baskıya uğrayan bir partinin üzücü görüntüler oluşturmadan barışçıl ve insan hakları çerçevesinde bir iş yapması gerekiyordu ve bu tüm hükümetin iktidarın provakatif çalışmalarına rağmen başarıldı ve sonunda Ankara’da Edirne’den, Hakkari kollarının yaptığı açıklama ile bitti, sonuçta ne oldu? HDP tüm kesimleri çağırdı bir darbelere karşı demokrasi yürüyüşü ile parti üzerindeki baskıları ve antidemokratik tüm uygulamaları eleştirdi. Sadece kendisine yapılan uygulamaları değil tüm anti demokratik yaklaşımları eleştirdi. Kayyumların hızla devam ettiği, belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklandığı zulmedildiği, milletvekillerinin anayasanın ruhuna aykırı olarak düşürüldüğü bir dönemde Hdp bir çıkış yaptı ve demokrasi kelimesiyle Türkiye toplumuna önemli bir mesaj verdi.

Bizim gündemimizde zulmedilen insanlar var, zulme uğrayan kadınlar var, zulme uğrayan anneler var, zulme uğrayan bebekler var ve bütün bunlardan dolayı perişan olmuş aileler var.

Bu konu şu anda Türkiye’de çok önemli bir konu. Bir ailenin bile birlik ve bütünlüğü parçalanması, çocuklarının darmadağın olması, derbeder olması, her çocuğun bir başka ailede olması, akrabalarında olması, anne ve babanın cezaevlerinde olması, işinden gücünden ayrı özgürlükten uzak bir şekilde yaşaması korkunç bir hadise biz bunu çok önemli bir gündem olarak ele alıyoruz, bu hafta da yine çok üzücü tutuklamalar, gözaltılar oldu ben size de bu konuda haberler vermek isterim.

Emine Örnek cezaevinde ağlıyor, sütünü sağıyor ve lavaboya döküyor.

En başta benim twitter hesabımda halen duruyor, günlerdir duruyor, aslında çok sık sabitlenmiş twit oluşturmam ama bir twit benim için önemliydi ve onu günlerdir değiştirmiyorum ne oluyor orada? Bir ağlayan bebek var, benim twitter hesabımın sabit twitine bir bakın, orada ağlayan bir bebek var. Kısa bir görüntü var. Bu bebeğin ağlaması niye bizim dikkatimizi çekti? Çünkü annesi zulmen tutuklandı, yasalara aykırı bir şekilde tutuklandı ve cezaevinde en iyi örnek. Bundan yaklaşık 10 gün öncesinde gece yarısı evine baskın yapan polisler tarafından hakarete uğratıldı,2 çocuğu olmasına rağmen biri 5 yaşında birisi 4 aylık olmasına rağmen gözaltına alınarak hemen tutuklandı ve Bakırköy Cezaevi’ne. Baba İstanbul’da yaşıyor ve ne yapacağını şaşırdı. Bir tarafta 5 yaşında bir çocuk diğer tarafta 4 aylık bir bebek ve bebeği cezaevine veremedi çünkü çok küçük bir bebek, baba evde bebeğe kendisi bakmaya başladı. Bebek anne sütü alıyordu bebek annesini arıyordu. Anne kokusunu arıyordu, annesinin sevgisini, şefkatini arıyordu. 4 aylık bir bebek sadece anneden başka bir şey bilmez 4 aylık bebekler. Tek dünyası anneleridir, anneleri için de tek dünya bu bebektir ve maalesef bu bebek ve anne ayrıldı neden ayrıldı? İktidarın kin nefret, zulüm politikaları yüzünden ayrıldı ve 2 tarafta da gözyaşı akıyordu. Emine Örnek cezaevinde ağlıyor, sütünü anne sütünü sağıyor ve lavaboya döküyor. O süt lavaboya değil bebeğine verilmeli, bebek emmeliydi anne sütünü ama maalesef bu cereyan ediyor, diğer taraftan bebek evde ağlıyor, baba onu nasıl susturacağını bilmiyor, biberonla besleyip,mamayla beslemeye çalışıyor ve çok üzücü sahneler oluyor. Baba ne yapacağını bilemiyor, itiraz ettiler mahkeme kabul etmedi, 25 Haziran’da duruşması var,benim için şuanda bu bebeğin annesine kavuşması en önemli mesele işin doğrusu çünkü zulmen bir bebek annesinden ayrılmış ve o bebek çatlayana kadar ağlıyorsa orada tüm akan sular durur arkadaşlar gerçekten çok merhametsizce ve vicdansızca bir tavırdır,bizim bunu gidermemiz için elimizden geleni yapmamız lazım.

Ben 2 yıldır milletvekili hayatı döneminde birçok hamile kadının mağduriyetine müdahale ettim, çocuklu annenin mağduriyetine müdahale ettim ve bir kısmında başarılı oldum

Onlar cezaevinden çıktı, kurtuldular sosyal baskılarımız etkili oldu, bir kısımda da başarılı olamadık ama bu yolda gayret sarfettik bundan dolayı mutluyuz. Emine Örnek ve bebeğinin durumu da bizim için şu anda son derece önemli. Kamuoyuna sesleniyorum, o sabitlenmiş twitimdeki çocuğa bir bakın. O çocuk zulmen annesinden ayrılmış bir bebektir. Annesi tutuklanmaması gerekiyordu. En fazla adli kontrol ile ev hapsi olur,adli kontrol imzaya gitmek gibi tedbirler konulurdu, bu şekilde evinde durabilirdi anne ama acımasız bir iktidar anlayışı, acımasız vicdansız bir yargı anlayışı o anne ile bebeği birbirinden ayırdı biz bunu kabul edemiyoruz. Bakın başka anne ve bebeklerde birbirinden ayrı bunlar bizim önemli konularımız. Sehat Sarı bir çocuk sahibi ve 5 aylık hamile. Aksaray cezaevi’nde. Aksaray 2. Ağır Ceza Mahkemesi onu tutukladı.

Ümmiye Kara 2 çocuğu var bir de 7 aylık hamile bu kadın da maalesef şu anda Sincan Cezaevi’nde ve çok büyük sıkıntı yaşıyor bu 2 anne de. Birisi 5 aylık birisi 7 aylık hamile bu insanlar bu OHAL Döneminde hamilelik yaşayarak tutuklanan, hamilelik yaşarken tutuklanan kadınlardan en az 3’ü düşük yaptı ve bebeklerini kaybetti bu kadınların da düşük yapma hikayeleri var ve sıkıntıları var.

Hatice Aydın geçtiğimiz günlerde 2.5 aylık hamileliği ile tutuklanmıştı o konuda da önemli bir gündem yapmıştık, çırpınmıştık ve Hatice Aydın itirazlar sonucunda ve avukatı ile de sık sık görüştük ,serbest bırakıldı Hatice Aydın düşük tehlikesi geçiriyordu cezaevinde. Yasemin Baltacı bakın Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde gözaltına alındı ve Mersin’e götürüldü. Çocuklarından ayrıldı yanına çocuklarını almak istedi Savcı dedi ki: “ Çocuklarını yanına almasın,gerekiyorsa çocuklar çocuk esirgeme kurumuna gönderilsin.” Bakın bu çocuklar 9 ve 19 aylık çocuklar, “Bunları çocuk esirgemeye verin.” dedi savcı ve anneyi getirin dedi. Anne bir arabaya atıldı, düşünün Çorlu’dan Mersin’e baya yol vardır. Anne öndeki arabada baba arkadaki arabada yola devam ettiler. Sonunda 3-4 günlük gözaltı sonrası Yasemin Baltacı gözaltından ev hapsi ile kurtuldu,tutuklanmadı. Bunda sosyal medya baskısınında önemli bir payı var diye düşünüyoruz.

Yasemin Çetinkaya 6 yaşında kalbi delik,bir çocuğa kucağındaki bebeğine ve gözaltı süresinde Covid-19 testi pozitif çıkmasına rağmen tutuklu olan bir anne. Bakın Yasemin Çetinkaya’nın dramını bana ilk kim haber verdi biliyor musunuz? Geçtiğimiz haftalarda milletvekilliği düşürülen ve hemen akşamında tutuklanarak cezaevine konan Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven haber verdi. Cezaevinden tahliye olduktan sonra, sayın milletvekilimiz beni arayarak; “Ya Ömer Bey sen bu konularla çok ilgileniyorsun. Benim yan koğuşumda 2 tane çocuğu olan birisi 6 yaşında, birisi 10 aylık olan bir anne vardı, yan yana iki koğuş olduğu için konuşuyorduk, çok çok zor durumda olduğunu öğrendim. Kendisinin bir temizlik maddesi bile yok, elini yıkayacak, banyo yapacak temizlik maddesi yoktu, çok zor durumdaydı ve sonunda Korona Virüs enfeksiyonuna yakalandığını öğrendim ve hastaneye götürüldüğünü öğrendim.” dedi. “Durumu çok kötüydü ve onunla ilgilenir misiniz?” dedi bana Sayın Leyla Güven ve bende bu aileyi aramaya başladım. Daha sonrasında ne derler? Arayanlar bulurmuş, bulanlar da arayanlar olmuş derler ya. Biz onu aradık ve önümüze Yasemin Çetinkaya çıktı hakikaten bir başka vesileyle Yasemin Çetinkaya hakkında bilgi sahibi olduk, avukatına ulaştık ve durumunu takip etmeye başladık, gerçekten çok zor durumda olan bir anne. Gözaltına alındıktan sonra tutuklanıp Diyarbakır Cezaevi’ne konuluyor. Çocukları yakınları tarafından 10 aylık ve 6 yaşında hasta olan çocuğu alınıp Konya’ya götürülüyor, anne cezaevinde Korona Virüs enfeksiyonu oluyor,hastaneye kaldırılıyor,aile darmadağın olmuş bir durumda ve maalesef halen böyle devam ediyor mahkemesine olan itirazlar sonuç vermedi,Yasemin Çetinkaya halen mahpus zor durumda çocukları anneden ayrı,10 aylık bir bebek neler yaşıyor şuanda? Ve bu dramda devam ediyor. Ve biz bunları gündeme getirmeye devam edeceğiz.

Diyarbakır’da Eylem Oyun bu sefer 2 çocuklu,2 yaş ve lohusa bir anne var karşımızda. Lohusa bir anne 10 günlük bebeği ile tutuklandı bakın yanlış duymuyorsunuz lohusa bir anne 10 günlük bebeği ile tutuklandı. Neymiş bir örgüte yardım yaptın denilerek,tutuksuz yargılanabilecek bir suçtan dolayı tutuklu olarak yargılanıyor,annenin fotoğrafını gördüğünüzde içiniz parçalanıyor, Yasemin Baltacı’nın fotoğrafında olduğu gibi anne bir eliyle bir çocuğunu tutuyor,diğer eliyle bir başka çocuğunu tutuyor,Eylem Oyun’un da kucağında 10 günlük bir bebek öbür tarafta 2 yaşındaki çocuk anneyi çekiştiyir. Biz hepimiz anne veya baba olarak böyle bir manzaranın ne anlama geldiğini çok iyi biliriz, böylesi annelere yardımcı olmak gerekir,o zor durumdadır,çocuklar ona sarılmış durumdadır,onlar çocuklarına sarılmış durumdadır ve böylesi bir anne el üstünde tutulur zulmedilmez ama maalesef Eylem Oyun Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ve çok zor durumda takip ediyorum bir an evvel inşallah tahliye olur bu zulümde biter diye düşünüyoruz.

Hamile tutuklu kadınlar bizim çok önemli bir gündem maddemiz!

Onlar kurtulduğu zaman biz çok seviniyoruz. Kamuoyu çok seviniyor. Ben biliyorum ki; ister sağcı ister solcu, ister Türk, ister Kürt, dindar ateist kim olursa olsun ayrım yapmaksızın bu hamile anneler, çocuklu anneler, bebekler, hastalar, yaşlılar cezaevlerindeki bu dramlar hepimizin vicdanını sızlatıyor ve bu konuda iyi gelişmeler olduğu zaman hepimiz ama hepimiz çok çok seviniyoruz bu da bizi hepimizi çok çok mutlu ediyor değerli arkadaşlar. Bunu sadece biz söylemiyoruz tüm vicdan sahibi insanlar söylüyor. Bakın geçenlerde bir görüntü yansıdı sosyal medyada, çok çarpıcı, çok içten sözler vardı orada.

Nazan Bozkurt eyleminde hamile kadınları dile getirdi yine polis şiddetine maruz kaldı!

Nazan Bozkurt bir eski Nüfus memuruydu kendisi KHK ile ihraç edilmiş,bir eylemci,bir direnişçi,binlerce gündür direniyor,bıkmadan usanmadan Yüksel Caddesi’nde bu zulme karşı direniyor,kendisini darp ediyorlar,hakaret ediyorlar,öz kimliğinin altındaki zigomatik kimliğini kırıyorlar,ölümle karşı karşıya geliyor,hakaretlere küfürlere uğruyor,taciz ediliyor,yapılmadığı şey bırakılmıyor ama Nazan Bozkurt direniyor,geçtiğimiz gün yine Nazan Bozkurt’u karga tulumba tutan polisler aldılar bir kenara attılar orada Nazan Bozkurt çok önemli sözler söyledi o kızgınlıkla ayağa kalktı ve “Bize yapılanlar,ne ki? Biz bunları hiç umursamayız.” dedi ama vicdanının sızladığı anları anlattı. Benim kamuoyuna sunduğum Emine Örnek onun da vicdanını sızlatmış olacak ki çünkü çok vicdan sahibi bir arkadaşımızdır, Emine Örnek’in bebeğini anlattı ve gözaltına alındığı zaman bebeklerinde gözaltına alınan, sütünü sağmak zorunda kalan, sütünü lavaboya bebeğinin hakkı olduğu için sağamayan lavaboya sağarsam haram olur, lavaboya sağmayım diyen kadınların dramını anlattı o denli çarpıcı, o denli etkileyiciydi ki gözyaşlarınızı tutmanız mümkün değildi. Nazan Bozkurt vicdanlı bir insan olarak mağdur olan her kişiyi mağduriyetine koşup onu dillendirmeye çalışıyordu, sağ olsun zaten bu vicdani duygularından dolayı KHK ile ihraç edilmiş bir insan, vicdani duygularından dolayı direnişine devam eden bir insan ve bu vicdani duygularından dolayı bu bebeklerin ve annelerinin dramını gündem eden bir insan Nazan Bozkurt.

Adana Emniyetinin Kuran Tefsirlerini emniyette sergilemesi gösteriyor ki: “28 Şubat hakikaten 1000 yıl sürmüş devam ediyor, hakkı hukuku, adaleti isteyen insanlar üzerinde devam ediyor”

Evet değerli arkadaşlar iktidarın polis eliyle sürdürdüğü hukuksuzluklar devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde bir oyuncu sosyal medyada çok konuşuldu parti liderleri bununla ilgili açıklamalar yaptı, olayı ilk paylaşanlardan birisi bendim. Görüntü şuydu: Adana Emniyeti bir operasyon yapmıştı,işte eski cemaat mensuplarına yönelik bir operasyondu bu ve onların zor durumda kalan arkadaşlarına yardım ettiği iddiası vardı,hani işte insanlar zor durumda olan cezaevindeki insanlara yardımcı olmaya çalışıyormuş,suç buymuş ve evlerine baskın yapılmıştı,bu arada tabi çok üzücü görüntüler vardı,içinde çocuk olan evlere kapı kırılarak giriliyordu,bir senaryo olduğu belli yeter ki şiddet vurgusu olan bir görüntü verilsin,kapılar kırılsın,içeri dağılsın,ellerinde makineli tüfeklerle olan askerler içeriye dalsın, TEM polisleri içeriye dalsın,böyle bir görüntüyle büyük operasyon yapmaya çalışıyorlardı ve kendi elleriyle zor duruma düşüyorlardı çünkü operasyon yaptıkları evden içerden sesler geliyordu,içerdeki babalar ya çocuk var içerde durun diye sesleniyordu,dedeler böyle söylüyordu,ve içerinin durumunun içler acısı olduğu anlaşılıyordu,o illerden toplanan kitaplar sergilendi daha sonra Adana Emniyeti’nde. Ne var bu kitaplarda? Kur’an-ı Kerim vardı, meal vardı,Tefsir vardı,Hadis kitapları vardı ve bunlar suç örgütünün işte kitapları olarak sergilendi,düşünün. Allah’ın kitabı ,Kur’an-ı Kerim,tefsirler,hadisler suç unsuru olan kitaplar olarak sergilendi. Bunları biz 28 şubat günlerinde de görüyorduk,gene 28 şubat hakikaten 1000 yıl sürmüş devam ediyor,hakkı hukuku,adaleti isteyen insanlar üzrerinde devam ediyor şekil değiştirdi sadece,28 şubatın bir iktidar zulmü ile devlet dayatmasıyla,zorbalığı ile devam ettiğini şuanda çok net bir şekilde görüyoruz. Öylesine azgın bir durum aldı ki bu evden yasal kitapları,Kur’an-ı Kerim’leri toplayıp yasa dışı kitaplar olarak işte Terörle Mücadele Şubesi’nde,Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nde sergilemeye kadar vardı,bunlar da yine iktidarı ne kadar şaşkın,ne kadar hak,hukuk olduğunu gösteren son bulgular maalesef.

KHK’lıya Banka Zulmü Devam Ediyor!

Değerli arkadaşlar vatandaşlarımızın bize müracaatları sürüyor. Mağdur olan her kişinin yardımlarına koşmaya çalışıyoruz ve bankada KHK ile ihraç edilenleri mağdur etmeye devam ediyor. Birçok banka da bu mağduriyetleri yaşandı. İşte Garanti Bankası’nda yaşandı, Garanti Bankası sonra özür dilemek zorunda kaldı, AK Bank’ta yaşandı, Vakıfbank’ta çoktan beri yaşanıyor, yine en son olarak da Denizbank’da bir olay yaşandı. Denizbank’ın Eskişehir şubesine giden bir kişi, bir akademisyen KHK’lı bir kişi hesap açtırmak istediğini söyleyince ona hesap açtıramayacağı söylenmiş ve tartışma da çıkmış ve hesap açamadan bankadan çıkmak zorunda kalmış. Bu ve benzeri birçok hadiseye rastlıyoruz. Tapu dairesinde şahitle kabul edilmeyen, kaza yapıp arabası pert olduktan sonra parası ödenmeyen, bankada hesap açtırılmayan, kredi kartı verilmeyen, kredi verilmeyen birçok KHK’lı bize müracaat ediyor ve biz de bu müracaatları değerlendiriyoruz, her gün bize bu müracaatlar geliyor. Bugün biten bir müracaatın sonucun açıklayayım. Bir kaza sonucu pert olan arabası için bankadaki yatan parasını almak isteyen bir kişi mahkemenin tedbir kararı bitmesine rağmen bankanın hala bu tedbir kararını devam ettirmesinden dolayı mağdur edilmesinden dolayı bu konuda girişimlerde bulunmuştuk ve sonunda Akbank mahkemenin kararına rağmen devam ettirdiği tedbir kararından vazgeçti ve sonunda vatandaş parasını alabildi, bir haksızlık daha bitmiş oldu. Biz kamu kuruluşlarından sonra özel kuruluşlarından bu tür fırsatçılık yapmasını, mimlenmiş damgalanmış insanları daha da hayatın dışına itme çabasına büyük bir hayretle üzüntüyle karşılıyoruz ve kınıyoruz.

Yusuf Bilge Tunç nerede? Niye bulmuyorsunuz? Niye gereken araştırmalar yapılmıyor? Niye MOBESE kameraları incelenmiyor? Kayıtlar ne oldu? Ne bitti? Bize açıklayın diyoruz.

Değerli arkadaşlar kaçırılma olayları devam ediyor. Bugün günlerdir gündeme getirdiğimiz kaçırılma olayları ile ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Yusuf Bilge Tunç size 11 aydır bu ismi hatırlatıyorum. Ankara’da Gimat yakınlarında kaçırıldı bu kişi çok iyi biliyoruz ve 11 aydır ortada yok. Kendisinden bir haber alınamıyor, bir bilgi verilmiyor hayatından endişe ediyor yakınları düşünün 11 ay boyunca eşiniz bir anda ortadan kaybolmuş ve kimse size bilgi vermiyor. MOBESE kamerası araştırması yapılmıyor, HTS kayıtları araştırması yapılmıyor, olay yeri araştırması yapılmak istenmiyor,iş işten geçtikten sonra yapılıyor bunlar kabul edilecek şeyler değil,bugün biz Yusuf Bilge Tunç’un babası Mustafa Tunç ile görüştük ve bize mahkeme dosyasındaki tüm bu usulsuzlukleri anlattı. Düşünün 11 ay boyunca kaçırılmışsınız ortada yoksunuz ve aile kaçırıldığını iddia ederek savcılığa başvuruyor ama MOBESE kamerasının incelenmesi yok. Telefonunun incelenmesini istiyor incelenmiyor 10 ay boyunca en sonunda BTK’ya yazı yazılıyor telefon kayıtları hakkında bilgi verilsin isteniyor, yani düşünün 10 ay geçmiş sizin can güvenliğiniz ayaklar altında birileri tarafından kaçırılıp belki işkence ediliyorsunuz ama savcılık gereken araştırmayı yapmıyor. Doğru bir dosya var ama içi boş yazışmalarla dolu, kabarık bir dosya var düşünün 11 ay boyunca bu kişiyi kaçırılması değil bir terör örgütüne üye değil mi araştırması yapılıyor. AİHM ve BM konuya müdahale oluyor ama Adalet Bakanlığı onlara da bir cevap vermiyor böyle bir usulsüzlükle Yusuf Bilge Tunç’un 322 günü bulan kaçırılma hikayesi devam ediyor. Biz tekrar İçişleri Bakanlığı’na sesleniyoruz, Yusuf Bilge Tunç nerede? Niye bulmuyorsunuz? Niye gereken araştırmalar yapılmıyor? Niye MOBESE kameraları incelenmiyor? Kayıtlar ne oldu? Ne bitti? Bize açıklayın diyoruz. Soru önergelerimizin cevabını verin diyoruz ve bu konudaki ısrarımıza devam ediyoruz.

Gülistan Doku nerede?

Başka vakalarda var bakın Gülistan Doku annesinin ciğerparesi aylardır yok ortada. Öldü mü? Kaçırıldı mı? Ne olduğu bilinmiyor. Öldüyse cesedi nerede bilinmiyor,kaçırıldıysa ne oldu ne bitti bilinmiyor,Gülistan Doku yok. Dersim’de bu hadise devam ediyor,annesi,kız kardeşi,ailesi perişan durumda ve Gülistan Doku hakkında herhangi bir gelişme yok. Eğer ki öldüyse cenazesi bulunsun deniliyor o konuda da ciddi bir araştırma yok ve biz bu konuyu aylardır gündem ediyoruz ve gündem etmeye devam edeceğiz eğer bu konuda bir gelişme olmazsa.

Mehmet Bal ve Hürmüz Diril Nerede?

Mehmet Bal’da İstanbul’da kaçırılan bir kişi. Aylardır yok ortada. Ne olduğu bilinmiyor. Yaşlı bir kişi,60 yaşını geçmiş bir kişi Mehmet Bal İstanbul’da aniden ortada kayboldu,bir MOBESE kamerası incelemesi yok,ne oldu,ne bitti kimse anlamıyor ama Mehmet Bal ortada yok,biz yetkililere tekrar soruyoruz,soru önergemiz de var bu konuda,Mehmet Bal nerede diye açıklama yapılmasını istiyoruz.

Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal Adalet İçin Bedenlerini Açlığa Yatırdı!

Bir de Açlık grevi daha doğrusu ölüm oruçları yapan avukatlar var, en solda İbrahim Gökçek var maalesef ölüm orucunda hayatını kaybetti, Ebru Timtik bir avukat Silivri Cezaevi’nde açlık grevini devam ettiriyor. Aytaç Ünsal Silivri Cezaevi’nde açlık grevini ölüm orucuna çevirerek devam ediyor ve durumları kritik çok zayıflamış durumdalar,günlerdir böyle. Ebru Timtik çok zayıflamış durumda ve Ebru Timtik’in istediği dışardan şeker alma hakkı ve kaya tuzu alma hakkı gasp edildi verilmiyor kendisine, Aytaç Ünsal’ın ise; mektuplarına cevap verilmiyor, mağduriyetini gündeme getiriyor, taleplerini gündeme getiriyor ve direnmesi gerektiğini anlatıyor. Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ı kaybetmeyelim, Adalet istiyorlar, Adil yargılanmak istiyorlar ve bu talepleri de nefislerine belki hoş gelmeyen ama onlar için çok önemli olan idealler için aç kalıyorlar, bedenlerini açlığa yatırmış durumdalar.

Biz açlık grevlerini desteklemiyoruz, tabi sonuçta bir insanın ölüme doğru gitmesi,insani ve dini açıdan doğru bir şey değil ama bu insanların çok önemli talepleri var ve canları ile ilgili konular o yüzden bu taleplere kulak kabartılmalı ne demek istiyorlar,bu çok iyi bir şekilde tetkik edilmeli ve cevap verilmeli adalet ve hukuka dönülmeli.

Mimar Alev Şahin barışçıl bir eylem yapıyor. “Beni ihraç ettiniz ben bunu kabul etmiyorum!” diyor!

En son olarak da bir başka direniş ile ilgili bir konuyu gündeme getiriyorum değerli arkadaşlar. Mimar Alev Şahin o da KHK’lı 679 sayılı KHK’lı bir mimar. Çalışmakta olduğu Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nde ki görevinden ihraç edildi ve 30 ocak 2017’den bugüne Düzce’de direniyor Alev Şahin. Taleplerini gündeme getiriyor, barışçıl bir eylem yapıyor. “Beni ihraç ettiniz ben bunu kabul etmiyorum!” diyor ve gündemdeki haksızlıklara,hukuksuzluklara karşı Düzce’de haykırıyor,çok önemli bir ses yükseldi Düzce’de ve ardından 22 nisan 2020 günü Düzce Valiliği bir karar alıyor,bugüne kadar Alev Şahin genelde gözaltına alınmadan eylemlerini yapıp bitiriyordu ama 22 nisan 2020’den sonra Korona yasakları da bahane edilerek Alev Şahin gözaltına alınıyor,hastaneye götürülüyor ve bazı muamelelere uğruyor ve eylemi engellenmeye çalışılıyor,herkesin iç içe dolaştığı pandemi kurallarına takılmadığı bir zaman diliminde bir kişinin pandemi kurallarına uyarak yaptığı eylem,efendim işte etkinlikler,basın açıklamaları yasaklanmıştır denilerek engellenmeye çalışılıyor. Alev Şahin’i hepimiz biliyoruz,tek başına çok direngen ve fedakar bir eylem yapıyor,kar kış demeden,soğuk,yağmur,çamur demeden çok dirençli bir eylem yapıyor,kendisini tebrik ediyoruz ve bu direnişinin böyle trajikomik gerekçelerle engellenmemesi gerektiğini söylüyoruz,bu konuda da biz Düzce Valiliği’nin yaptığı eylem ile ilgili biz soru önergesi verdik,İçişleri Bakanlığı’na,TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na da dilekçe verdik ve mimar Alev şahin’in hak arama eyleminin engellenmemesi gerektiğini söylüyoruz.

Burada şunun altını çizmek istedim, bakın ben bu programda bir çok hak eyleminden bahsettim, Sidar Uygurların hak arama eyleminden bahsettim, HDP’nin darbelere karşı demokrasi yürüyüşünden, Baro Başkanlarının yürüyüşünden, Alev Şahin’in direnişinden, açlık grevlerinden bahsettim hepsi bir direniş. Kimisi bize şunu söylüyor provakasyon olur sokakta hak ve özgürlük aramayın deniliyor. Biz bunu kabul etmiyoruz her şeyden öncelikli olan bir insanın veya toplumun anayasal hakları ve özgürlükleridir. Bu son derece önemlidir ve provakasyon olur polis müdahale eder şu bu diyerek kesinlikle hakkımız olan anayasal hakkımız olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri kesinlikle engellenemez bunu kim yaparsa yapsın hakkıdır demokratik bir hukuk devletinde bireyin toplumun kendini ifade etmesi gerekir.

Programımızın başında bağlantı yaptığımız ama teknik nedenlerle kesintiye uğrayan Sidar Uygurlar’In kardeşi Bahar Uygurlar bağlantısını tekrar yapmaya çalışacağız.

Bahar Uygurlar: Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü katili arama adına hiçbir şey yapmadı. Soruşturma adına, savcılık hiçbir şey yapmadı burada. Gelen Urfa İstihbaratı Jandarma Urfa İstihbaratı yine aynı şekilde öyle oldu, aile çok güçlü değildi, Yılmaz Geyik’in ailesi çok güçlü değildi ama eli kolu uzun kardeşi vardı, Aram Geyik, o emniyet ile alakalı zaten birçok dostu varmış emniyetten, Jandarma’dan yine öyle, Urfa İstihbarattan da öyleymiş, onun şeyiyle böyle bir şey oldu. Biz istihbarata ilk etapta güvendik açıkçası, keza emniyet içinde öyleydi. Herkes bize söylüyordu,emniyete söylemeyin,emniyet gitmez onlarla iş birliği yapıyor diye biz o kadar da olabileceğini düşünmemiştik ama geçen süre zarfında gerçekten de öyleymiş maalesef ki onu gördük, adalet hiçbir şekilde işlemiyor, katiller hiçbir şekilde yakalanmıyor, tutuklanmıyor, aranmıyor bile, aracı yola terk ettiği aracı emniyet bulamadı böyle bir durumda Siverek,ilk gittiğimde emniyetten birkaç memurun bana dediği şey sabırlı olmanız lazım,örnek göstermişti bana 20 yıl sonra bir tane katili yakalamışlardı,böyle bir durum yani Siverek’de katilller hiçbir şekilde yakalanmıyor aranmıyor da daha doğrusu böyleydi. Şu anda katil yakalandı, bizim çabamız, sizin desteği ile yakalayabildiler mecbur kaldılar açıkçası. Urfa istihbarat satılmıştı, Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü keza yine öyleydi, soruşturma istiyoruz biz bunlara 103 günün soruşturmasını istiyoruz,155 ihbar hattına gelen ihbarları değerlendirmeyen ekip midir artık birim midir neyse tek tek ifşa edilmesini, ceza almalarını istiyoruz, CİMER’e yazdığımız şikayetlerde insanların ailelerini arayıp tehdit eden korkutan polis memuru için de soruşturma istiyoruz, olay savcısının soruşturmayı doğru düzgün yürütmediği için de istiyoruz biz bunu. Bir de böyle bir şey var Ömer Bey. Olay gecesi 12 Mart gecesi kardeşim öldürüldü ya ertesi gün 13 Mart ismi cismi belli olmayan Yılmaz Geyik’in yanındaki Suriye’li vatandaş olaydan bir gün sonra evinde bulunabiliyor böyle bir istihbaratları var bunların ama adı sanı belli olan bir adamı da bulmadılar böyle bir saçma durumdayız biz. Bundan sonra asıl başlıyor Yılmaz Geyik evet yakalandı hakettiği cezayı alması gerekiyor bunun için savaşmamız gerekiyor bizim, avukat bulmamız lazım bizim sağlam bir avukata ihtiyacımız var, doğru düzgün bir avukat ile çalışamadık henüz.

ÖFG: Bahar Hanım öncelikle tabi biz katil Yılmaz Geyik’in yakalanmasının adaletin tecelli etmesi ihtimalinden dolayı ama şunu en başta söyleyeyim gencecik yaşında bir kardeşinizi kaybettiniz çok üzücü bir hadiseydi, başta Allah rahmet eylesin yine tekrar defalarca, Allah sabırlar versin,inşallah adil bir yargılanma sonucunda adil bir ceza tahakkuk eder bu da en azından adalet duygusunun tecelli etmesine neden olur. Biz olayı takip ettik ve de sizin çabalarınızla bu olmasaydı belki katil yakalanamayacaktı, belki bu çalışma ile kardeşinizin kemikleri sızlamamasına neden olur ve hakkın yerine bulmasına neden oldunuz, tebrik ediyoruz. Evet giden geri gelmiyor ama en azından zalimlik yapan cinayet işleyen cezalandırılması gerekiyor ve adaletin tecelli etmesi son derece önemli. Size teşekkür ediyoruz, yargı aşamalarında bu konuyu takip edeceğimizi biliniz, haberleşmeye devam edelim inşallah.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı