Raporlar

Gergerlioğlu: “Muhittin Paça’nın da Bakan Yardımcısı olması gerekir”

Gergerlioğlu: “Muhittin Paça’nın da Bakan Yardımcısı olması gerekir”

Gergerlioğlu: Akın Gürlekin Bakan Yardımcısı yapılması yetmez! İktidarın sözünden çıkmayan Kocaeli 2. Ağır Ceza Eski Hâkimi Muhittin Paça’nın da Bakan Yardımcısı olması gerekir, hakkı yenmemelidir!

Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cezaevi Hak İhlallerini ve Gündemi TBMM’de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi.

Siyasetin çirkin bir dil girdabında yuvarlanıp gitmesine, kısır döngü içine girmesine müsaade etmeyeceğiz

Siyasette çirkin bir dil kabul edilemez. Gezi olaylarının yıl dönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı çirkin kelimeler siyasetin gündeminde ve biz bu kelimelere aynı üslupla cevap vermiyoruz! Diyoruz ki; çirkin kelimeye karşı çirkin kelime kullanılmaz. Siyasette seviye düşürülmez ve eleştirdiğin şeye benzemek doğru değildir diyoruz! Güya dindar bir topluma hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kelimelerinin çirkinliği apaçık ortadadır ve biz bunun kabul edilemez olduğunu tekrar söylüyoruz. Gezi olayları anlayışlı bir devlet diliyle karşılanabilirdi ve bu raddeye gelmezdi. Bu kargaşa çıkarılmayabilirdi ve sonuçta bu kadar insan ölmeyebilirdi ve bunun karşılığında da siyaset böyle bir çirkin dil üzerinden kutuplaşmaya gitmeyebilirdi fakat 2013’ten beri aynı anlayış, aynı söylemle gelinen nokta burası maalesef. Güya muhafazakâr kitleyi konsolide etmek için çirkin kelimelerle bir dil tutturulmaya çalışılıyor, biz bu anlayışa teslim olmayacağız. İnsan hakları, demokrasi, hukuk, adalet demeye devam edeceğiz. Siyasetin çirkin bir dil girdabında yuvarlanıp gitmesine, kısır döngü içine girmesine müsaade etmeyeceğiz.

Akın Gürlekin Bakan Yardımcısı yapılması yetmez! Kocaeli 2. Ağır Ceza Eski Hâkimi Muhittin Paça’da Bakan Yardımcısı olmalıdır, hakkı yenmemelidir, böyle olmaz!

Gece yarısı yine bir kararname yayınlandı. Atama kararları; Selahattin Demirtaş, Enis Berberoğlu, Canan Kaftancıoğlu ve DİAY-Der davası hâkimi Akın Gürlek Adalet Bakan Yardımcısı olmuş. Maşallah ödüllendirilmiş. Zaten aldığı hukuksuz kararlarla bunun böyle olacağı belliydi. Olay tamamen bir komediye dönmüş durumda. Ben de şunu teklif ediyorum; Akın Gürlekin Bakan Yardımcısı yapılması yetmez! Benim hakkımda Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi iken karar veren Muhittin Paça Hâkim, şu anda yine mahkeme kurulları başkanlığına getirildi, Muhittin Paça Hakiminde Adalet Bakan Yardımcısı olmasını teklif ediyorum! Akın Gürlek Bakan Yardımcısı olmuşsa; Kocaeli 2. Ağır Ceza Eski Hâkimi Muhittin Paça’da Bakan Yardımcısı olmalıdır, hakkı yenmemelidir, böyle olmaz! O kadar iktidarın istediği kararı verdi ve şimdi onun da bakan yardımcısı yapılmaması olacak iş değil! Bunu kabul etmiyoruz! Olay bir komediye dönmüş durumda! İronik bir hale dönmüş durumda! Bağımsız olması gereken yargı, yargıçlar siyasetin istediği kararları aldığı için çok güzel bir şekilde terfi ettiriliyor, istemediği kararı aldığı anda Şemdinli’ye, Hakkari’ye sürüleceğini biliyor o halde “Niye vicdanımın sesini dinleyeyim? Cüzdanımın sesini dinleyeyim. Terfi olmanın sesini dinleyeyim.” diyor ve iktidarın istediği kararları alıyor! Gerçekten son derece üzücü, kabul edilemez günleri yaşıyoruz. Yargı bağımsız olması gerekirken bu denli yerlere düştü, seviye kaybetti, komik hale düştü!

Gerçekten olacak gibi değil, 5-6 ay önce asgari ücrete %50 zam yaptığını söyleyen iktidar; %200-250 civarında ki zamlarla yoluna devam ediyor!

Perişan olan bir başka husus ise; bildiğiniz gibi, hepimizin günlük hayatta karşılaştığı zamlar. Sabah yine zamlarla uyandık, benzine, motorine yine zamlar geldi. 26 TL’nin üstüne çıktı! Gerçekten olacak gibi değil, 5-6 ay önce asgari ücrete %50 zam yaptığını söyleyen iktidar; %200-250 civarında ki zamlarla yoluna devam ediyor! Dolar, Euro almış başını gitmiş, Benzin, Motorin zamları had safhada ve vatandaş ne yapacağını bilemez halde! Açlık ve yoksulluk sınırları gerçekten astronomik rakamlara ulaşmış durumda, insanlar büyük bir çaresizlik ve perişanlık içinde, kabul edilecek durum değil.

“İç hukuk yolları tüket.” deme ey AİHM!

Ben Akın Gürlek’in Adalet Bakan Yardımcısı olması dolayısıyla sadece ulusal mekanizmalara değil uluslararası mekanizmalara da sesleniyorum. Türkiye’de hukukun, adaletin olmadığı, yargının siyasete bağımlı olduğunu söylediğimiz anda bize AİHM sürekli bu eleştirilerimiz karşısında iç hukuk yollarını tüketip de gelin der! Ey AİHM hangi iç hukuk yolunu tüketeceğiz? Bağımlı yargının verdiği kararlardan sonra yürütmenin bir organı haline gelmiş yargıçlar görüntüsünden sonra mı iç hukuk yollarını tüketmeye çalışalım ey AİHM. Bize bir açıklama yap! Senden bir açıklama bekliyoruz artık! Türkiye’nin hali bu hala bize “İç hukuk yolları tüket.” deme ey AİHM!

Denetimli serbestlik verilmeyen mahpuslar, çok büyük dramlar oluşturuyor!

Hak ihlalleri ile gündemimize devam ediyoruz, yine çok yoğun hak ihlalleri var karşımızda. Cezaevlerinde durum çok kötü! Hem kalabalık hem de denetimli serbestlikler verilmiyor, nakiller yapılmıyor, insanlar işkence altında! İlla bu işkence maddi olmak durumunda değil manevi olarak da bir işkence yapılıyor! Ailelerinden uzakta cezaevindeki insanlar! Denetimli serbestlik verilmeyen mahpuslar, çok büyük dramlar oluşturuyor!

Binlerce aile gerçeğini tüm Türkiye toplumuna tekrar hatırlatıyorum. İstediğiniz kadar umursamayın, duymayın biz bunları size hatırlatmaya devam edeceğiz ey toplum!

İbrahim Kazmacı isimli mahpusun eşi bize Burhaniye Kapalı Cezaevi’ndeymiş eşi başvurmuş! Diyor ki: “2 evladım var 5 yaşında ve 10 aylık. Eşim cezaevindeyken sosyal yardımlaşmaya başvurduğumda ziyaret için eve gelip baktılar. Başta gayet iyi davrandılar ancak eşimin hangi sebepten dolayı içerde olduğunu duyunca birden sert ve kotu davranmaya başladılar o zamanlar hamileydim ve büyük çocuğumu almakla tehdit ettiler. En ufak bir ihmalde elimden alacaklarımı söylediler. Yaşadığım o durumu şu an yazarken bile ellerim titriyor ve hamile halimle neler yaşadığımı bir Allah bilir.” diyor eşinin halen Yargıtay’da devam eden davasını gündem ederek haksız, hukuksuz bir ceza ile yargılandığını ve “Bu çocuklarım babasız büyümesin ilerde toplumsal sorunlar yaratır.” Böyle binlerce aile var, çocukların anne babalarından uzak kaldığı, perişan olduğu binlerce aile gerçeğini tüm Türkiye toplumuna tekrar hatırlatıyorum. İstediğiniz kadar umursamayın, duymayın biz bunları size hatırlatmaya devam edeceğiz ey toplum!

Cezaevlerinde ağır baskı ve dayaklarla dolu bir süreç yaşanılıyor!

Afyon Cezaevi’nden başvuru gelmiş. Bize Afyon Cezaevi’nden son zamanlarda çok şikâyet geliyor. Afyon Cezaevi özel bir cezaevi mi? Birtakım “uslanması gereken mahpusların” gönderildiği yer mi Afyon Cezaevi ey Adalet Bakanı Bekir Bozdağ nedir bu Afyon Cezaevi’nin hali? Çok şikayetler geliyor! Mahpus diyor ki: “Afyon Cezaevi’ne nakledildik, orada kaba dayaklara maruz kaldık Afyon Cezaevi’nde. 2 arkadaşım açlık grevine başladı. Koğuşlardan çıkarılıp götürülüyoruz.” Ağır baskı ve dayaklarla dolu bir süreç yaşanılıyor!

Müdür Haydar Ali Ak derebeyi gibi davranıyor! Ey müdür sen nasıl bir müdürsün? Seni kim oraya hangi taahhütle gönderdi?

Buca Kırıklar Cezaevi’nden de çok şikâyet alıyoruz! Müdür Haydar Ali Ak derebeyi gibi davranıyor! Ey müdür sen nasıl bir müdürsün? Seni kim oraya hangi taahhütle gönderdi? Nedir bu hukuksuz baskıların? Bunun bir cevabını ver! Onur Yılmaz ölüm orucuna başlamış, 15 gündür sağlığı bozuluyor, ağır baskılar ve tecrit politikaları sonrasında Anayasa ve yasadan kaynaklanan hakları çevresinde bir yaşam sürememesi nedeniyle bir açlık grevinde. Müdür Haydar Ali Ak: “Sizi bitireceğim.” Diye tehditler savuruyor. Mahpuslarda son çare olarak ölüm orucuna başlıyor. Böyle bir cezaevi olabilir mi? Bastille zindanını hatırlıyoruz şu cümleler sonrasında!

Öğrenciler için ilan edilecek af veya denklik başvurularının kabulü noktasında birçok başvuru alıyoruz! KKTC Üniversitelerine yatay geçiş yaparak mezun olanlara YÖK’ün denklik vermemesi ile ilgili çok başvuru alıyoruz ve “Bunlar idari yargının kumpas davalarıdır.” denilerek bize geliyor.

Azerbaycan’da hukuk alanında diploma alan bir kişi diyor ki: “ Gıyabi eğitim denildi. Gıyabi eğitim açık öğretime eşittir denildi halbuki idari mahkemeler gıyabi eğitim nedeniyle ret kararı veremez kararı vermişti.” Diyerek bize başvurmuş biz de bunu gündeme getiriyoruz.

“Kardeşim Ömer Altunal Tekirdağ 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ya denetimli serbestlik istiyor ya da nakil istiyor.” diyor. Kadın ve kocası ile birlikte hapistelermiş, çocukları yakınlarının yanında ne denetimli serbestlik veriliyor ne nakil veriliyor. Bu ailenin durumunu da böylece gündem etmiş olalım, oldukça sıkıntılı bir hali yaşıyorlar!

Ülkemize sığınmacı olarak gelen vatandaşların yaşadıkları ağır hastalıkları sonrası Avrupa’da alabilecekleri tedaviler engelleniyor. Yurt dışına çıkışları engelleniyor. Belki normal kişilerin yurt dışına gidişi engelleniyor fakat ağır hasta kişilerin ancak Avrupa’da tedavi alabilecekken Avrupa’ya gönderilmemesi de bir hak ihlalidir. Halil Halife Suriye vatandaşı 9 ay önce yurt dışına çıkmak için ağır hastalığı nedeniyle Göç İdaresi’ne başvurmuş ve gönderilmemiş. Bel kısmında açılmalar var ve halen tedavi ve ilacına kavuşamıyor.

Zeliha Karataş yurt dışında hukuk okumuş ve denklik alamamış. Denklik için müracaat ettiğinde kalış süresinin yetersiz olduğu gerekçesiyle ret verilmiş ve Anayasa Mahkemesi’nde. 65 bin denklik mağduru var şu anda. Doktorluk, diş hekimliği, hemşire, mühendis, mimar, avukat 65 bin mağdur var bu konularda bir gelişme olması gerekiyor! Öğrenci, denklik affı konularında bekleyen binlerce kişi var. Bunu da duyurmuş olalım. Makedonya Gostivar şehrinde soydaşlarımız tarafından kurulan Vizyon Üniversitesi’nden 2020 yılından hukuktan mezun olmasına rağmen denklik başvuruları reddedilmiş ve büyük bir mağduriyet yaşıyor. Böyle binlerce öğrenci başvurusu alıyoruz.

“Seyithan Yaman kardeşim için başvuruyorum. Elazığ Cezaevi’nde tek kişilik koğuşta kalıyor. Ağır baskılara uğruyor.” Tek kişilik koğuş yerine 3 kişilik koğuşta da kalabilecek fakat tek kişilik koğuşta kalıyor. Açlık grevine başlamak üzere olduğunu söylüyor Seyithan Yaman’ın. “Durum gittikçe kötüye gidiyor.” Diyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden KHK zulmü nedeniyle ihraç edilen yüzlerce kişi oldu ve bu kişiler halen iade edilmiyor ve bu kişiler Sn. Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve Ekrem İmamoğlu’na seslenerek İBB’deki bu zulmün belediyedeki yönetim değişikliği sonrasında bitmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Liyakat adına değiştirilmeyen bazı AKP’li, tetikçilerin yönetici pozisyonlarının devamı sebebiyle işlerimize iade edilmiyoruz.” İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki KHK’lı görevliler.

701 Sayılı KHK ile Mersin Üniversitesi’nden ihraç edilen bir kişinin başvurusu var. Ret kararı rektörlük tarafından kişinin yeni adresine bildirilmiş. Kişi de: “Yeni adresimi nereden buldular?” diye şaşkınlığını ifade ediyor. “İçişleri bakanlığının MERNİS sistemindeki kişisel verilerime rektör dilediğince ulaşabilir mi?” sorusunu soruyor! Biz de bu soruyu İçişleri Bakanlığı’na soruyoruz!

Furkan Uğur 2016’daki sokağa çıkma yasaklarında gözaltına alınmış ve ardından baba- oğul müebbet hapse mahkum edilmişler, Mardin Cezaevi’ne yollanmışlar, ağırlaştırılmış müebbet cezaları verilmiş. “Kardeşim Furkan Uğur’un cezası onandı ve şu anda tek kişilik hücrede.” Delilsiz, ağır yargı kararları veriliyor! Ağırlaştırılmış müebbet; doğru dürüst delil olmadan verilen, adil olmayan kararları burada eleştiriyoruz!

Tokat Cezaevi’nde verilmeyen denetimli serbestlikler için başvuru aldık. Denetimli serbestliklerden dolayı şahıs mahpusun 12 gündür fazladan yattığını söylemiş. Tokat Cezaevi’ni denetimli serbestlik verilmemesi noktasından gündem ediyoruz.

Esra Yeşil Edirne Kapalı Cezaevi’nde eşi diyor ki: “Trabzon’da ikamet ediyoruz, eşim Edirne’de ya ev hapsi verilsin ya da nakledilsin Trabzon Cezaevi’ne çok zor durumdayız, çoluk çocuk var.” diyor. 8-10 kişilik yerlerde 20 kişilik kalıyorlar, oldukça zor durumdalar, zaten eski de bir cezaevi Edirne Cezaevi.

Evim Mağdurlarından da şikayetler alıyoruz. “Birevim gayrimenkul mağduruyum, ödeme tarihim gelmesine rağmen ödemem TMSF tarafından yapılmıyor.” Denilmiş.

Kira artışları ile ilgili büyük sıkıntılar var. Toplum bunu konuşuyor. Ev sahipleri artan enflasyon karşısında ani kira artışları yapıyor. Bize başvuran kişi; 800 TL’lik kiranın 1800 TL’ye çıkarılmasına ilişkin yasal düzenleme yapılmasını istiyor. Bu konuda çalışmalar var bakalım nasıl nihai sonuca varacak? Astronomik kira artışları kabul edilemez düzeyde.

Ahmet Akkuş yine Afyon Bolvadin Cezaevi’nde yakınları denetimli serbestlik ve 1/10 infaz indirimi verilmesi konusunda gündem edilmesini istiyorlar.

Engelli bireylerin araç alım üst limiti 450 Bin TL! Yaşanan döviz artışları neticesinde bu fiyatlarda artık engelli vatandaşların ihtiyacını karşılayacak çok fazla araba yok! Engellilerin ÖTV’den muaf olarak araç alabilmeleri için üst limitin kaldırılması veya en azından geçen sene alınabilen araçların fiyatları seviyesine gelmesi noktasında bir talep var, biz de onu gündem edelim engelli hakları ile ilgili.

Yine Afyon Cezaevi’nden bir başka şikâyet. Daha önceden de bize Kırşehir Cezaevi’ndeyken yakınlarının başvurduğu Cumali Yıldırım için başvurulmuş. Afyon Cezaevi’nde de yine ağır baskılarla karşı karşıya Cumali Yıldırım ve arkadaşlar. Koridorda infaz koruma memurları: “Başınızı öne eğerek yürüyeceksiniz, ceketinizi ilikleyeceksiniz.” Şeklinde emrivaki bir söylemle, aşağılayıcı bir üslupla psikolojik baskılar yapıyormuş. Hastaneye gidecekleri zaman “Ağzını aç ağzına bakacağız.” Şeklinde söylemlerde bulunuyorlarmış, çok onur kırıcı muamele içinde maalesef bu insanlar!

Erol Bozdemir yine Afyon Cezaevi’nde yakını başvurmuş. Nakil konusunda çok büyük sıkıntılar yaşadıkları için nakil konusunda İzmir’e nakledilmesi talebi var, kendisi, çocukları, Afyon’a gitme konusunda çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını söylüyorlar. Haftalık en fazla 10 dakikalık telefon görüşü verildiğini, görüntülü görüşme siyasi mahpuslara verilmiyor. 30 dakikalık görüntülü görüşme hakkı sadece adli mahpuslara veriliyor, çok büyük bir haksızlık var burada. Bir tarafta neredeyse adli mahpusun yakını kapalı görüş ziyaretine gelmeyince yarım saat daha veriliyor, birisi 1 saat görüntülü görüşme hakkı kullanabilirken diğeri ancak 10 dakika sesli görüşme hakkı kullanabiliyor. Bu da Adalet Bakanlığı’nın hasmane tavırlarından bir başkası.

Şerife Sulukan çok zor durumda olan bir mahpus. Şerife Sulukan öncesinde de çok gündeme getirdik, felç bir insan, sol tarafı felçli. Kalp ameliyatı olması gerekiyor, fizik tedavi alması gerekiyor, tüm bunlardan dolayı adli tıp kurumu onun Menemen R Tipi Cezaevi’ne nakline karar verdi, aslında infaz erteleme vermesi gerekiyordu. Büyük bir perişanlık yaşıyor, Menemen R Tipi Cezaevi’nden bize gönderdiği mektubunda 10 gündür fizik tedavi alamadığını, perişan durumda olduğunu, kalp ameliyatını olamadığını, iyice kötüleşip ölüme yaklaşacağını ve cezaevinde kaldığı günlerde hayatından eksilmeler olduğunu belirtiyor. Çok büyük zorluklar yaşadığını anlatıyor maalesef ki.

Züleyha Uluçay Edirne Cezaevi’nden Kayseri Cezaevi’ne sonunda gönderilmiş. Eşi Sivas’ta yaşıyor. Aile perişan durumda. Züleyha Uluçay meme kanseri ve 4. Evre lenf ödem var, %68 engelli, bu haliyle bozuk araba ile Edirne’den Kayseri’ye nakledilmiş, yolda araç arıza yapmış, büyük bir sıkıntı çekmiş ve lenf ödemiyle sivrisinek dahil sokmamalı dediği kolu incinmiş ve kolu şişmiş. Son derece zor durumda olduğunu söylemiş, yolda su bile vermemişler. Kayseri’den Sivas’a nakli noktasında bir gündem yapıyor eşi.

Nail Demir Afyon Cezaevi’nde, yine Afyon Cezaevi. Hasta bir mahpus olduğundan nakledilmiyor, kaza cezaevine gönderilmesi gerekiyor. 30 yıldır cezaevinde ama hakkı da verilmiyor maalesef. Telefonla konuşurken gardiyanların baskısına maruz kalmış. Yakınınız ile telefonda görüşürken arka taraftan bağıran infaz koruma memurları bağırıp, çağırıp, hakaretler ediyor ve şunu diyorlarmış: “Kayseri’de sizi adam edemedik, Afyon’da sizi adam edeceğiz.” Diyorlarmış. Belli ki Afyon Cezaevi “birilerini terbiye etmek, adam etmek” için kullanılan baskıcı bir cezaevi! Bunu da görmüş oluyoruz, tüm hakların kısıtlandığı bir cezaevi.

Erzurum 2 No’lu Cezaevi’nden de çok şikayet var. Bize başvuran bir mahpus; Kürtçe konuşarak bize başvuruyor. Rezzan isimli bir mahpus, Erzurum 2 No’lu Cezaevi’nin savcısını şikayet ediyor ve çok eziyet gördüğünü. Türkçe bilmediği için görüşme taleplerinin kabul edilmediğini, “Kürtçe konuşmamı istemeyip kötü davranıyorlar.”diyor maalesef Kürtçe meselesi, Kürtçe konserlerin, sanat etkinliklerinin yasaklanmasından sonra cezaevinde de Kürtçe konuşmaya yönelik baskılarla devam ediyor! Erzurum 2 No’lu Cezaevi’nde Türkçe bilmeyen Kürtçe konuşabilen ve şikayetlerini yönetime bildiremeyen mahpusun da buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sesi oluyoruz!

KHK ile ihraç edilen kişiler çok büyük haksızlıklarla karşı karşıya. OHAL Komisyonu’nun keyfi kararlarından sonra idare mahkemelerinin üzücü kararları ile karşı karşıya. Bize başvuran Özgül Erdem Coşar kendisi hakkında birtakım ispiyonlar, iftiralar yapılmış. Kendisi zamanında memur olarak aile çalışırken doğuda bir saldırı sonucu yaralandığı halde bu aileye “Sen PKK’cısın. Örgüt propagandası yapıyorsun.” Şeklinde ithamlarla KHK ile işinden ihraç edilmiş. Bakın çamur at tutmazsa izi kalsın mantığı! Burada idare mahkemelerine yansıyan bir ihbarın da görüntüsü var. Bir kişi Özgül Erdem Coşar’ı şikayet etmiş Balıkesir Edremit’teyken. Demiş ki: “Özgül Erdem Coşar örgüt propagandası yapıyor, örgüt toplantıları yapıyor, örgüt adına çalışıyor, örgüt afişi asıyor.” demiş bununla ilgili hiçbir delil olmamasına rağmen bu ihbar doğru kabul edilerek bu kişi ihraç edilmiş ve hiçbir ispat yapılamamasına rağmen OHAL Komisyonu ret vermiş, idare mahkemesinde de 2-3 yıldır bu süreç devam ediyor! Düşünün böylesine bir afaki ithamdan sonra belli bir engellilik oranında olan ailenin fertleri mağdur edilmeye devam ediliyor çünkü bir saldırıda yaralanmışlar ve bu kişiler örgütçü ilan edilerek ihraç edilmiş. Düşünün hem mağdursunuz hem de bir başka şekilde mağdur edilerek işinizden ihraç ediliyorsunuz. Türkiye böyle bir ülke! Mahkeme kararları, komisyon kararları elimizde, hepsini tetkik ettim ve gerçekten çok üzücü bir tablonun olduğunu, Türkiye’de yargısız infazlarla insanların perişan edildiğini gördüm tüm bu kararlar sonrasında. Ayrıntılı bir şekilde bu kararları tetkik ettikten sonra bu olayı gördük!

Türkiye’de yargının siyasi olduğuna dair son 1 örnek, Av. Taner Kılıç 2017’de Uluslararası AF Örgütü Başkanı olmasına rağmen “Sen Fetöcüsün” denilerek uyduruk bir kararla cezaevine atıldı ve şu anda AİHM bu konuda karar verdi. Başvurucuya 8500 € maddi, 16000€ manevi, masraf ve giderler için 10000€ ödenmesine karar vermiş. Tüm bunlar hazineden çıkacak. İktidarın uyduruk kararlarının faturasını böyle ödüyoruz. Taner Kılıç’a büyük bir haksızlık yapılmıştı, bir insan hakları savunucusudur. Kendisi ile zamanında insan hakları alanında birlikte çalıştığım yıllar da oldu daha sonra Taner Kılıç Uluslararası Af Örgütü Başkanı oldu, mağdur edildi “Sen Fetöcüsün” denildi, en sonunda tahliye edildi, ceza verildi fakat yaşadığı mağduriyetler sonrasında AİHM tarafından Türkiye’ye ağır bir tazminat cezası verildi çünkü uyduruk bir yargılama olduğu ortadaydı. Karar burada, Türkiye’de adaletsizliğe neden hepimizin itiraz etmesi gerektiğine dair önemli bir karardır çünkü bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dersiniz böyle olunca da insanlar aylarca hapishanede boş yere yatar bundan dolayı AİHM Türkiye’ye ağır tazminat cezaları verir ve cezaları hepimiz cebimizden ödemek zorunda kalırız. O yüzden sadece mağdur şikayetçi olmasın, tüm toplum şikayetçi olsun çünkü; o yılan herkese dokunuyor!

Doğalgaz ve elektriğe de yüksek zamlar geldi. Doğalgaz’a %30, elektriğe %25 zam geldi. Her gün zamlarla uyandığımız ülkenin adıdır Türkiye! Maalesef ki kötü bir yönetimde bulunmuşsanız ve bu hala kötü yönetimi destekliyorsanız her sabah maalesef ki zam haberleri ile uyanırsınız!

Deniz Poyraz’ın babası Abdulillah Poyraz, kızı zulmen korkunç bir şekilde katledildi. Bir nefret cinayeti sonrası ve bu konuda 1-2 cümle sarf ettiği için hakkında dava açılmış ve örgüt propagandası yaptı denilmiş ve baba da diyor ki: “Söz konusu röportaj kızım Deniz Poyraz’ın öldürülmesi üzerineydi. Irkçı ve faşist birisi benim kızımı değil başka bir kadını öldürse yine aynı açıklamaları yapardım.” Diyor. Düşünün baba kızının acısıyla 3-5 kelam söylüyor. “Vay seni yargılayacağız ve hapse atacağız.” Denerek mahkemelerde süründürmeye çalışıyor. Bu arada Deniz Poyraz’ı katleden kişi hakkındaki yargılamanın adil olup olmayacağı konusunda büyük endişeler var. Bu davanın kapatılacağı yönünde çok büyük endişeler var!

Çok üzücü bir durum da; Ceyda Nur Eroğlu bu kadın 9 aylık hamile. Cezaevinde, çok zor durumda. Doğumuna günler kalmış ve bu kadın halen cezaevinde kabul edilecek bir durum değil! Bunun da altını çizelim, Ceyda Nur Eroğlu bir an evvel tahliye edilmeli! Bir kadın cezaevinde doğum yapmamalı!

Makbule Özer 79 yaşında bir hasta, yaşlı kadın. Eşi de Hadi Özer 80 yaşında hasta yaşlı insan, halen cezaevindeler, bunların raporlarını da inceledim, ağır hasta olduklarına dair raporlar var, belki infaz ertelemeye yetecek oranlara ulaşmamış ama illa her şey oransal değil. Şu yaşta hasta, yaşlı insanların cezaevinde olmasına vicdanınız razı ise diyecek bir şey bulamıyorum! İlla çok yüksek rapor oranları olmalı diyorsanız o ayrı bir konu ama 80 yaşlarındaki bu 2 kişinin cezaevinde kalması, çile, işkence çekmesi ile kimsenin başı göğe ermez!

İstanbul Tozkoparan Mahallesi’nden çok başvuru alıyoruz. Tozkoparan Mahallesi’ndeki fizik tedavi merkezini Ekrem İmamoğlu kreş yapılacağı iddiası ile boşalttırıldığı yönünde bilgiler geliyor. Mahalle halkı çok mağdur olmuş. “İyi bir hizmet verilen yeri kaldırmak üstelik mahallenin kreş gibi bir talebi yokken bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz.” Diyor Tozkoparan halkı.

Çaykur işletmeleri ile ilgili de çok önemli başvurular alıyoruz, şikayetler alıyoruz. Çaykur’un mevsimlik işçi alımı kurasında işçilerin ismi çıkıyor! “İşe gireceğiz.” diye beklerken deniliyor ki: “Diplomanız yetersiz sizi işe alamayız.” “Nasıl olur bizim bütün belgelerimiz incelendikten sonra kuraya girdik ve adımız çıktı.” “Hayır sizi alamayız.” “Bir eksiklik olsa ben buraya başvuru bile yapamam İşkur üzerinden.” Diyor işçiler ve kimse dinlemiyor. Kurayı kazanan işçiler apaçık bir şekilde alınmıyor. Yaklaşık 50 kişi uyduruk gerekçelerle işe alınmıyor. Erdem Taşer’in babası Özcan Taşer’in 6 gündür çalmadığı kapı kalmadığını söylüyor. “Genel müdürlük kabul edilmiyor.” Diye cevap veriliyormuş. Baba diyor ki: “Ben torpille çocuğumu işe verin demiyorum. Kurada çıkmış olduğu en doğal hakkının yerine gelmesini istiyorum.” Ne dolaplar dönüyor Çaykur’da bu konuda bize bir açıklama yapılsın! Birçok kişinin başvurusu var, bu hukuki değil, keyfi bir tutumdur ve çağrımız bir an önce işçi arkadaşlarımızın kazanmış olduğu haklarının iş başı yaptırılarak kendilerine verilmesidir diyoruz. Bu konuda da verdiğimiz bir soru önergesi var, Tarım ve Orman Bakanı Sn. Vahit Kirişçi’ye bir soru önergesi sorarak bu işin açıklanmasını istedik. Kurada kazandığı halde belgeleri tam olduğu halde neden bu insanlar eleniyor? Olacak işler değil! Gerçi burası Türkiye, her şey olur ama maalesef ki biz yine de bunları kabul edemiyoruz!

Ahmet Zeki Özkan Antalya Cezaevi’nde 4. Evre akciğer kanseri. Ağır bir hasta ve raporlarını da inceledim, ağır bir hasta ve maalesef ki adli tıp kurumu onun cezaevinde kalabilir olduğuna karar vermiş. 4. Evre ve ilerlemiyor demiş! Artık tam yoğun bakımlık olduğu zaman, bilinci kaybolduğu zaman mı tahliye edeceksiniz? Hakikaten öyle yapıyorlar, yoğun bakımda bilincini kaybettiği zaman artık zor bela insafa gelip o halde de tahliye etmedikleri de oluyor. O zaman belki infaz erteleme veriyorlar. Ondan sonrasında da Yusuf Bekmezci vakasında olduğu gibi mahkeme bu sefer adli tıpın raporunu kabul etmiyor yine mahpusluğa devam etsin diyor. Ahmet Zeki Özkan onlardan birisi, ağır bir hasta ve çile, işkence çekiyor Antalya Cezaevi’nde ve maalesef İstanbul Adli Tıp Kurumu yine verdiği bu kararla çok zor durumda, ölüme doğru giden bir hastanın cezaevinde kalması kararını veriyor, bunlar zalimce işler, kabul edilecek işler değil maalesef.

Biz bunu geçtiğimiz haftalarda gündeme getirmiştik, Hatice Soyer, 3 çocuk annesi bir kadın ve bebeğinin annesine bakışı gözlerimize takılmıştı. Bu bakışların bittiğini, çocuğun anne ile irtibatının kesildiğini ve çok zor durumda olan bir anneyi gündeme getirmiştik Allah’tan geçtiğimiz hafta Hatice Soyer tahliye edildi ve şuna seviniyoruz ki; bu bebek annesine sevgiyle yine bakabilecek. Bunlar zulmen verilmiş çok ağır haksız kararlardı, kabul edilecek kararlar değildi ve maalesef bu kararlar hep böyle devam ediyor.

Çevik Bir 28 Şubat’ın kudretli paşalarından, Emekli Orgeneral Çevik Bir 28 Şubat uygulamalarından dolayı zamanında kendisini çok eleştirmişimdir fakat şimdi yaşlı ve hasta bir şekilde cezaevinde, bu halde cezaevinde kalmaması gerektiğini söylüyorum şimdi de, zamanındaki fiillerinden dolayı yargılanmış ve cezaevine konulmuş durumda ama tüm bu yargılamaların üstünde sağlık vardır. Hasta ve yaşlı bir kişi olarak Çevik Bir’in de cezaevinde olmaması gerektiğini, diğer hasta ve yaşlı 28 Şubat mağdurlarının da aynı şekilde sağlık durumları uygun değilse cezaevinden çıkması gerektiğini net bir şekilde söylüyoruz.

Resul Kocatürk, Kırıkkale Cezaevi’nden bize başvurmuş diyor ki: “Pandemiye dair dışarıda herhangi bir önlem yasak kalmamasına rağmen burada yasaklar aynen devam ediyor ve fiilen hapis içinde hapisle karşı karşıya bırakılıyoruz.”

Eray Çekerek Tavşanlı Cezaevi’nden başvurmuş. Sincan Cezaevi’ndeyken mektuplaştığımız birisiydi ve bana tekrar bir mektup göndermiş. Şimdi Tavşanlı Cezaevi’ne gönderilmiş. Daha dolu olan bir cezaevine ailesi Ankara’da olmasına rağmen gönderilmiş. Düşünün aileniz Ankara’da ve siz daha dolu olan bir cezaevine niye gönderilirsiniz? Bu zulümdür başka bir şey değildir. Ailesinden koparıp uzaklaştırmak için daha sakin, tenha bir cezaevi değil ki daha da dolu büyük cezaevine sırf Ankara’dan ailesinden uzaklaştırılsın diye gönderiliyor ve görüntülü görüşme hakkı da verilmiyor, sadece sesli olarak ailesi ile görüşebiliyor. Bu da büyük bir haksızlık, siyasi mahpuslara özellikle görüntülü görüşme verilmiyor aslında verilebilecekken verilmiyor bunu açıklamak mümkün değil, bir şekilde mahpusu cezaevine koymuşsun ama orada bir daha artı artı haksızlık yapman kabul edilecek bir şey değil.

Ali Bülbin Van Cezaevi’nden bize yazmış. “Cezası biten arkadaşlarımız rehin alınıyor. Arama adı altında odalarımız talan ediliyor. Her talebimize disiplin cezası ve infaz yakma sopası ile cevap veriliyor.” Demiş.

Mecit Şahinkaya, Van Cezaevi’nden başvurmuş bize. “Hakkımız yendiğinde hücre duvarına ‘tecride son direne direne kazanacağız’ yazdık diye 35 TL kişi başı masraf için 1 yıl 3 ay daha ceza verdiler.” Orda ufak masraf çıkmış üstüne 1 yıl 3 ay daha ceza kesmişler. “Cezam bitince de “iyi halli değilsin” diye tahliye etmediler, eğitimim yarım kaldı.” Düşünün hem adil olmayan yargılamalarla kişinin özgürlüğünü kısıtlıyorsunuz, içeride haksızlık yapıyorsunuz o haksızlığa karşı direnince ikinci bir hapis cezası daha veriyorsunuz. Sonra denetimli serbestliği geldiğinde iyi halin yok diyerek yine içeride tutuyorsunuz. İşte Türkiye cezaevlerinin hali bu!

Biz burada haksızlıkları dile getirdiğimizde kimisi belki bunu çok önemli bulmuyor ama biz hepsini çok önemli bularak gündeme getiriyoruz ve sonuç alıyoruz. İşte onlardan birisi ben taa 28 Şubat 2022’de gündeme getirmişim. Remzi Bayram’ın kardeşi başvurmuş diyor ki: “Can güvenliğinden endişe ediyoruz tek kişilik hücrede bundan ötürü ortada var olan bu hukuksuzluğa karşı yöneticilerin çözüm bulmasını istiyoruz.” Demiş, biz burada gündeme getirmişiz ardından kardeşi bize tekrar dün yazdı: “Remzi Bayram’ın kardeşiyim, Remzi’yi normal koğuşa aldılar. Teşekkür ederim her şey için.” Demiş, biz de bundan dolayı mutlu olduk, bir deniz yıldızını daha kurtardık diye düşünüyoruz.

Ünzile Köşker Bünyan Cezaevi’nden bize yazmış. “Ailem Adıyaman’da, küçük kızım 15 aydır görüşe gelemedi hiç sarılamadım. Ben Bünyan’da, eşim Maraş Cezaevi’nde, çocuklar Adıyaman’da, ailem paramparça. Özgürlüğü bıraktım, aile bütünlüğümün peşindeyim. Sesime ses olun.” Diyor. Anne baba iki ayrı cezaevinde tutuklu, çocuklar ortalıkta kalmış, 15 aylık kızına aylardır sarılamayan bir anne, bunlar kabul edilecek şeyler değil! Bunlara insani çözümler bulunabilir fakat iktidar bunu bulmamak için büyük bir çaba sarf ediyor vicdansızlığın zirvesinde.

Hüsamettin Uğur Afyon Cezaevi’nden yazmış bize. Diyor ki: “Hakkımdaki işlemler yasal olarak görev konumuma aykırıydı.” Önceden yüksek yargıçmış. “Gizlilik kararı dosyamdaki delilsizlik içinmiş.” Dosyası için gizlilik kararı verilmiş, KHK ile ihraç edilen bir yüksek hakim. “Bakanlığın talimatıyla hücredeydim. Her türlü iletişimimizin kaydedilmesine ilişkin gizli yazıyı 5 dilekçeden sonra alabildim.” Diyor. Gizli kapaklı işler dönüyor cezaevlerinde. Düşünün her türlü iletişimini kaydedin diyen bir yazıyı ancak 5 dilekçe sonra alabilmiş!

Elif Akkurt Sincan Cezaevi’nde. Açlık grevinde olan Sibel Balaç’ın yanında Elif Akkurt ve Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım açlık grevinde. Diyor ki: “Ölüm orucundaki Sibel Balaç ile aynı koğuştayım. 85 kilodan 55 e düştü. Ölüme günbegün yaklaşıyor. Ömre ömür katmak için adalet istiyorlar. Sibel ve Gökhan’ın sesini duyun.”

Van Cezaevi’nden Yusuf Kenan Dinçer bize yazmış. “6 arkadaşımız 65 aydır hukuksuzca tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Toplatma kararı olmayan yayınlar bile verilmiyor. Sohbet hakkımız gasp ediliyor. Sorumlusu Adalet Bakanlığı’dır. Tecride boyun eğmeyeceğiz.” Diyor.

Milletvekilimiz Ayşe Acar Başaran’a bir polis amiri Murat Güler isimli bir güvenlik şubedeki başkomiser “Seni çivilerim haa” diye ölüm tehdidi ve işkence tehdidinde bulunmuştu. Biz bunun hakkında soru önergesi verdik ve soru önergesi iç tüzüğe aykırı bulunarak işleme konulmadı! Hal bu! Düşünün bu kadar ağır ölüm tehdidi karşısında verdiğimiz soru önergesi uyduruk gerekçelerle işleme konulmadı! Biz bu önergede ayrıca işkenceci polis Abdülkadir Türkyılmaz hakkında da ifşalarda bulunmuştuk ve Abdülkadir Türkyılmaz hakkında şu ana kadar neden bir işlem yapılmadığını sormuştuk. Abdülkadir Türkyılmazlar, Murat Gülerler yarın öbür gün hukuk geldiğinde yargılanacaklar bunu da çok iyi bilsinler! “Seni çivilerim haa” diyen polisin hakkında tek bir işlem yapılmıyor. Meclis Başkanı Mustafa Şentop tek bir kelam etmiyor! Verdiğimiz soru önergeleri örtbas ediliyor ve bundan sonra Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta saldıran, linç etmeye çalışan Osman Sarıgün’e 2 yıl 1 ay hapis cezası verilip ve hükmün açıklanması geri bırakılıyor, cezaevine girmeden bu işten kurtulmuş oluyor Osman Sarıgün. Sn. Kılıçdaroğlu’nu linç etmeye, öldürmeye çalışan bir insan elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaşacak, başka kişileri linç etmesi bekleniyor ve isteniyor herhalde.

Bakın şu görüntü bir nişan töreninden diyor ki: “Mevlüde Keleş Nişanlım 5yıldır Urfa’da öğretmenlik yapıyordu. İlahiyat mezunu.19 Haziran’da da resmi nikah kıyacaktık. Tek kişinin ifadesiyle tutuklandı. Her genç kızın hayali olan evlilik nişanlım için de yarıda kaldı. 2 aile perişan durumdayız, zordayız. Sesimizi duyuramıyoruz.” Diyor. Biz buradan sesini duyaralım. Tutukluluk kararları tedbiri aştı, tamamen cezalandırmaya döndü. İnsanlar nişanlı, evlenmek üzereyken uyduruk, aşırı tutuklama kararları ile perişan ediliyorlar. Hem erkeğin hem kadının tarafları perişan, iki aile perişan ve nikahta yarım kalmış durumda.

KHK’lılar çok büyük zulme uğruyorlar. Her türlü kamusal haktan mahrum ediliyorlar. Kamuda iş bulmaları engellendiği gibi özel sektörde de iş bulmaları engelleniyor. Nazi döneminde Yahudi olmakla 21. Y.Y.’da Türkiye’de KHK’lı olmak aynı şeydir. Bir KHK’lı astsubay bize başvurmuş. “KHK’lı astsubayım, beraat kararı aldım. Gebze’de fabrikada iş başvurusuna gittim, KHK’lı asker olduğumu söyledim. Onlarda “mülakatın olumlu geçti” dediler, bugün olumsuz döndüler! Ne yapmalıyım bilmiyorum. Sadece herkesin görüp utanmasını bekliyorum.” Demiş bu KHK’lı astsubay.

Seferihisar’daki Toki inşaatında iş kazası geçiren Nurettin Ataş karakola giderek şikayette bulundu. Ataş, ayrıca iş yerinde çalıştırılan göçmenlerin sömürüldüğünü söylemiş. İş kazaları ve cinayetleri çok oluyor. Bu konuda gereken hesap verilmiyor ve ayrıca göçmenler de çok istismar ile çalıştırılıyorlar!

Geçtiğimiz gün Genel Kurul’da da gündem ettim, korkunç bir olay. Suriyeli zihinsel engelli yaşlı bir kadının yüzüne tekme atılıyor ve tekme atan da bunu videoya çektiriyor. Utanmazlığın artık zirve noktası, yaşlı, zihinsel engelli, zavallı bir Suriyeli kadın sırf bir şayiada kurban olarak seçilmiş. Birisi bir çocuk kaçırdı şayiası çıkarmış, bu çarşaflı Suriyeli kadını da gören hırsızlıktan sabıkalı bir kişi gelip kadına tekme atıyor diyor ki: “Videoya çekin nasıl cezalandırdığımı görün.” Kadıncağızın bir şeyden alakası yok, haydutvari bir şekilde birisinin tekmelerine maruz kalıyor, düşünün şu ülkenin haline bakın! Sığınmacı nefretinin yarın öbür gün ağır linç olaylarına yol açma ihtimali var, bütün bunlara karşı da toplumu uyarıyoruz.

Şu belgeye bakın! İnsanlar belki gereken duyarlılığı göstermiyor ama bu belgede; bir kişi 375 sayılı KHK geçici madde 35’e göre ifadesi isteniyor ve ifade istenirken şu resmi yazıda deniliyor ki: “Sizin terör örgütüne irtibatlı, iltisaklı olduğunuzu düşünüyoruz, hadi ispat edin iltisaklı olmadığınıza dair.” Kardeşim ispat yetkisi kimde? Sen ispatla! “Senin hakkında şunu düşünüyorum hadi olmadığını ispatla.” Bakın KHK’lılar hep böyle ihraç edildiler ve aynı mantık devam ediyor, biz bu zulme, bu vicdansızlığa karşı çıkmaya devam edeceğiz, önce as sonra yargıla mantığına karşı çıkmaya devam edeceğiz. İstiklal mahkemelerinin bir benzerinin 21. Y.Y.’da Türkiye’de kurulduğunu tekrar söylemiş olacağız.

Adem Özköse Amasya Üniversitesi’nde bir konferans verecekmiş ve konferans iptal edilmiş. Görülen luzüm üzerine iptal edilmiş Amasya Üniversitesi Rektörü Süleyman Elmacı, bunlar da kabul edilecek davranışlar değil, okuldaki baskı nedendir; rektör bu konuda bir açıklama yapmalıdır!

Sığınmacı hakları ile ilgili çok büyük sorunlar var. Ankara’da geçtiğimiz günlerde bu konuda yapılan bir sığınmacı hakları platformu toplantısına katıldım. Tekrar buradan iktidarı uyarıyorum gereken önlemler alınmazsa sığınmacılara yönelik nefret saldırıları ve linç girişimleri olabilir, ölüm ve yaralanmalar olabilir uyarmadı demeyin.

Geçtiğimiz günlerde İzmir’deydim ve oldukça önemli etkinliklerle İzmir’de mülteci haklarını konuştuk. Mülteci hakları konusunda son derece önemli olayların yaşandığı bu ilde mülteci olmanın ne demek olduğunu konuştuk. Herkese bir gün kendisinin de mülteci olabileceğini hatırlattık ve empati yapmalarını istedik.

İzmir KHK Platformu ile bir kahvaltıda buluştuk ve soykırıma uğratılmış KHK’lıların halini dinledik, KHK’lılar çalışma hakkından engellendiği gibi yaşam hakları, vatandaşlık hakları da ellerinden alınıyor. Anayasal hakları da ellerinden alınıyor. Birçok üzüntülü kadın, erkek ve bunun yanısıra gencecik çocukları dinledik. Bu hal kabul edilemez bir hal, toplumun bir kesimini düşman gibi kabul ederek kırıma uğratmak kesinlikle kabul edilecek bir durum değil. Ayrıntılı bir şekilde saatlerce insanlarımızı dinledik, çözümler aradık, yine İzmir Meydan Gazetesi yetkilileri ile de görüşerek onlara insan hakları perspektifi konusunda bir söyleşi verdik.

İzmir Kaynaklar Mahallesi’nde tarihi bir çınarı ziyaret ettik. Burada eleştiri yapmak istiyorum. Kaynaklar Mahallesi’nde güzel, tarihi bir çınar var ama etrafı tamamen turistik tesise çevrilip betonla kaplanmış ağaç binlerce yıldır yaşıyor fakat son zamanlardaki muamelelerden dolayı ağaç hayatını kaybedebilir çünkü toprak diye bir şey kalmamış, ağaç nefes alamıyor, çevresi betonlaştırılmış, bu da kabul edilecek bir durum değil. Turizm uğruna çok değerli bir eser olan bu ağacın kaybolmasına, ölmesine göz yumamayız!

Hasta mahpuslar ile ilgili İzmir’de bir açıklamaya katıldık. Hasta mahpuslar son derece zor durumda. Her zaman dile getiriyoruz, büyük çileler çekiyorlar, İzmir’deki bu etkinliğe de katıldık.

İzmir’de aynı zamanda atık dönüşüm firması sahipleri ile de görüştük, firmaları ziyaret ettik, bilgi aldık. Bir plastik atık firma sahibi ile görüştük. Plastik atık sektöründe önemli sorunlar olduğunu gördük. Türkiye’nin maalesef ki çöp ithalatında birinci olduğunu biliyoruz ve bu ithal edilen çöpler hangisi dönüşüme müsaittir doğru dürüst tespit edilmeden geliyor, sınırda doğru dürüst tespit edilmiyor ve maalesef ki hiçbir işe yaramayan çöpler üstüne patronların cebi doldurularak Türkiye’ye geliyor ve bu çöpler ortalıkta kalıyor, ya sağa sola saçılıyor patronlar tarafından çöplerden kurtulmak için veya o çöpler yakılıyor, sanki kazaen çıkmış bir yangın gibi görülüyor ama patronlar çöpten kurtulmak için üstüne para aldıkları çöpleri yakarak bir de havayı kirletmiş oluyorlar!

Her hafta dile getirdiğimiz önemli hak ihlallerini tekrar söyleyeceğiz. Cemal Kaşıkçı cinayetinin üstü örtülmeye çalışıldı, dosyası Suudi Arabistan’a verildi fakat biz bir insan hakları savunucusu olarak bunu kabul etmediğimizi ve sürekli gündemde tutacağımızı söylüyoruz.

Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı fakat biz bunu kabul etmediğimizi bu cezanın bir gün Taner Kılıç kararı gibi AİHM’den döneceğini, ulusal yargıda artık hiçbir umut kalmadığını uluslararası yargının bu konuda adil bir karar vermesi gerektiğini ve Türk yargısının iktidarında bunu dinlemesi gerektiğini söylüyoruz.

Şerif Mesutoğlu besbelli işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbete mahkum edildi, biz bu adaletsizliği hiçbir zaman kabul etmedik Yargıtay onasa bile Anayasa Mahkemesi’nin adil bir karar vermesini bekliyoruz.

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı halen mahpus ve büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya. Selçuk Kozağaçlı’nın sesi olmaya devam edeceğiz.

Şenyaşar Ailesi’nin dramı devam ediyor. Anne Emine Şenyaşar destansı bir direniş ile adaletin tecellisinin gerçekleştirmeyi umuyor ve yavaş yavaş da gerçekleşiyor ama birtakım adaletin tesisi yolundaki gelişmeler yeterli değil, daha da fazlasının olması gerekiyor!

Askeri öğrencilere özgürlük diyoruz. Askeri öğrenci anne babaları velileri her hafta cumartesi günü bir açıklama yapıyorlar ve askeri öğrenci ve kursiyer teğmen velilerine de bu gayretlerinde başarılar diliyoruz ve bu genç mahpuslara da özgürlük diliyoruz.

Yusuf Bilge Tunç 2.5 yılı aştı, kayıp kaçırılmış bir insan ve şu anda 17-31 Mayıs Kayıp Kaçırılanlar Haftası’nı geçirdik ve bu hafta içindeki tüm ısrarlarımıza rağmen yine 2.5 yılı aşkındır, 3 yıla yaklaşıyor kayıp kaçırılmış olan Yusuf Bilge Tunç hakkında tek bir yetkili tek bir açıklama yapmadı.

Kayıp kaçırıldığı dönemde işkenceye uğradığını söyleyen Yasin Ugan hakkında tek bir açıklama yapılmıyor!

Gökhan Türkmen 9 ay boyunca kayıp kaçırıldığı dönemde işkenceye uğradığını söyledi tek bir açıklama yapılmıyor.

Gülistan Doku hakkında halen tek bir açıklama yapılmıyor Dersim’de kaybolmuştu.

Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunmasına rağmen kendisi hakkında tek bir haber alınamıyor, bu konuda da İçişleri Bakanlığı’na açıklama yapmaya davet ediyoruz.

Video: https://sendgb.com/mA1bCDIQsNh

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu
Yandex.Metrica