Nutuk

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-22

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-22

Ekim 1919’da Önemli İç Olaylar

Efendiler, 1919 yılı Ekimine ait olup da dokunmak istediğim bazı olayları da birkaç kelime ile özetlememe müsaadenizi rica ederim.
İşgal altında bulunan İzmir ilindeki Müslüman halk, zulüm görüyor ve öldürülüyordu. Bunun için, hükümetten, İtilâf Devletleri’nin temsilcileri katında etkileyici teşebbüslerde bulunmasını rica ettik. Yunanlıların zulüm ve zorbalıkları devam ederse, aynı şekilde karşı koymak mecburiyetinde kalınacağını da bildirdik. İzmir’deki feci olaylar üzerine İstanbul’da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Bunun engellendiği haber alınınca Cemal Paşa’nın dikkatini çektik.
Anzavur, Bandırma çevrelerinde haince ve canavarca hareketlere başlamıştı. Verdiği zararları önlemek için ve Karabiga, Bandırma taraflarına çıkan Nigehban Cemiyeti’ne bağlı subaylar hakkında, Balıkesir’de, Kâzım Paşa’ya ve diğer ilgililere yazdık. Otuz kadar Nigehbancı subayın da bir yabancı işgaline zemin hazırlamak için, Hristiyanlara karşı hareket etmek üzere, Trabzon ve Samsun’a çıkacaklarını haber aldık. Derhal 15’inci Kolordu’nun ve Canik Mutasarrıfı’nın dikkatlerini çektik.
Yüksek hey’etinizce bilinmektedir ki, başlangıçta Maraş, Urfa ve Ayıntap’ta İngiliz birlikleri vardı. Bu birlikler Fransız askerleri ile değiştirildi. Bu yüzden işgali yeniden önlemeye çalıştık. İşgalden sonra da önce siyasi, daha sonra fiili teşebbüslere geçtik.
Bozkır’da, yeniden önemli sayılabilecek bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli tedbirlere başvurduk.
Maraş ve Antep’te Kılıç Ali Bey’i, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve Yüzbaşı Osman Tufan Bey’leri göndererek ciddi teşkilatlanmaya ve teşebbüslere geçtik.

Ali Rıza Paşa Kabinesi Görüşünde Direniyor

Efendiler, 2 Kasımda, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan aldığım bir şifreli telgrafta: “Zaten az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa’nın Ankara’ya kadar gitmemesi, destek lütfedilen hükümetin otoritesini kırmaktan başka bir anlama gelemez. Bu konuda hükümet, görüşünde ısrarlıdır” denilmekte ve bunun cevabının acele beklenmekte olduğu bildirilmekteydi. Ziya Paşa’nın gönderilmemesi ile ilgi ricamıza hükümet iltifat etmemişti. Ziya Paşa’yı görevlendirmiş ve göndermişti. Ziya Paşa Eskişehir’e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü. Cemal Paşa, aynı telgrafında “Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin tarzını, hükümet, aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir” diyordu. Oysa böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa’nın bu telgrafına şu karşılığı verdik:

Sivas, 3.11.1919
İvedi
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri’ne
İlgi: 2.11.1919 tarih ve 501 sayılı şifre:
1- Hükümetle milli teşkilât arasında samimi bir uzlaşmaya ve gerçek bir görüş birliğine vardık. Zâtıdevletleri vasıtasıyla pek önemli bir istirhamımız vardı. O da meşru bir gayeye yönelen milli teşkilâtın zarar görmemesi için, bütün yüksek dereceli memurların bu görüşe göre seçilmesi, karşı olanların değiştirilmesiydi. Bunlarla ilgili olarak birbiri ardınca yaptığımız istirhamlara cevap alamadık. Trabzon ve Diyarbakır valileri ile Antalya mutasarrıfı hakkında ne yapıldığını daha bilmiyoruz. Yalnız, durumu yerinde incelemeksizin, Dâhiliye Nezareti, Konya’ya Muhipler Cemiyeti üyelerinden, pek yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey’i vali olarak gönderdi. Dâhiliye Nazırı’nın bu gibi konularda bizimle hiçbir temas ve ilişki kabul etmediği; sanki milli teşkilâta karşı imiş gibi davrandığı kanaati uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak, durumun açıklanmasını ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa’nın kendi isteği ile izin aldığını arz etmiştim. Tabii yine kendi kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır. Ancak, arz ettiğim noktadaki şüphe ve zan ortadan kalkıncaya kadar, adı geçen valinin izinli oluştan yararlanmaya devam etmesi en iyi şekil olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğü’nün hâlâ Nurettin Bey gibi bir kimsenin elinde bulunuşu, zâtıdevletinizin de bu pek önemli noktaya karşı kayıtsız davranmakta olduğunuz kanaatini vermektedir. Hâlbuki bu hoşgörürlüğün sonucu hem hükümete hem de milli teşkilâta zararlı olacaktır. Hey’et-i Temsiliye’nin milli teşkilâtı ve milli birliği bozacak en ufak bir durum karşısında görmezlikten gelemeyeceğini elbette hoş görürsünüz.
2- Bozkır olayı hakkında, Hey’et-i Temsiliye’ce basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Belki de, bu haberler, İrade-i Milliye gazetesinin aldığı bilgilere dayanmaktadır. Hey’et-i Temsiliye’nin bir gazeteye sansür koyma yetkisinin bulunmadığı yüksek malümunuzdur. Bununla birlikte gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümet ile aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını istirham ederiz.
Hey’et-i Temsiliye adına
Mustafa Kemal

Hey’et-i Temsiliye’nin temsilcisi ve Milli Mücadele’den yana olduğunu iddia eden Cemal Paşa’nın telgrafımıza cevabı şudur:

Harbiye, 4/5.ll.1919
Sivas’ta 3’üncü Kolordu Komutanlığı’na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne: Resmi bildiride yazıldığı gibi, bugünkü hükümet, böyle bir zamanda, sırf vatan ve memlekete hizmet emeliyle büyük bir sorumluluğu üzerine almış ve bu görevini yerine getirmek için tam bir tarafsızlık ve samimiyetle hareket etmekte bulunmuş olduğundan, aşağıdaki noktaların acele olarak açıklanmasına gerek duyuldu:
Birincisi; milletvekili seçimlerine azınlıklar katılmadığı gibi, bugün çeşitli partiler de çekingen durumdadır. Çeşitli partiler, memlekette iki hükümetin bulunduğunu, seçimlerin tarafsız yapılmadığını buna sebep olarak göstermekte ve azınlıkların da, sonradan, bu sebebe dayanarak seçime katılmadıklarını ileri sürmeleri büyük bir ihtimal dâhilinde görülmektedir… Seçimlerin tarafsızlık içinde yapılmadığı konusundaki şikâyet ve söylentiler artarak, yabancı basın ve çevrelere kadar uzanmıştır. Meclis-i Mebusan, milletin bütün unsurlarını temsil etmediği ve özellikle Kuva-yı Milliye’nin etkileri ile kurulduğu takdirde, bunun dünya kamuoyunda nasıl karşılanacağı açıklanmaya muhtaç değildir. Bu bakımdan, milletvekili seçimlerinde baskı yapılmasına meydan verilmemesi zaruridir.
İkincisi; tekrarı gereksiz sebeplerden dolayı, Meclis-i Meb’usan’ın hükümet merkezinin dışında bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakınca ve zararlar doğuracağından, Meclis’in mutlaka İstanbul’da toplanması memleketin hayati çıkarlarının gereğidir.
Üçüncüsü; taşralarda, bazı kimseler tarafından, milli teşkilât adına hükümet işlerine karışılmakta olduğu birbirini kovalayan bilgi ve haberlerden anlaşıldığından, bu karışmaların bir an önce ve sür’atle önlenmesi zaruridir.
Bugünkü hükümet, bu üç isteğinde ısrar etmektedir. Bunun dışında bir formülle hükümet işlerini yürütme imkânı yoktur.
Harbiye Nazırı
Cemal

Cemal Paşa’nın bu telgrafına – Başyaver Salih Bey tarafından açılacaktır kaydıyla – verdiğimiz karşılığı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:

Sivas, 5.11.1919
Harbiye Nazırı Cemal paşa Hazretleri’ne
İlgi: 4/5.11.1919
1- Azınlıklar ile, bu vatan ve bu millet için azınlıklardan daha da zararlı olan bazı siyasi partilerin seçimlere katılmayışlarını, onların kasıtlı ortaya attıkları sebeplere dayandırmak elbette doğru olamaz. Hristiyan azınlıkların, daha milli teşkilâtın adı bile yokken, seçimlere katılmayacaklarını ilân ettikleri bilinmemekte midir? Yaygara koparan siyasi partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar kişiden ibaret olan bu partilerin millet gözünde bir değerleri olmadığından ve millet, temsilcilerini, bu defa İstanbul’daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz vatandaşları arasından seçmekte olduğundan, bunlar kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak telaş ediyorlar. Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Bu noktadaki gerçek karşısında, kabinenin kararsızlık içinde oluşu çok şaşırtıcıdır. Sözü edilen baskı nerede, kimin tarafından ve nasıl yapılmıştır? Lütfen açıklanmalıdır ki, Hey’et-i Temsiliye görevini yerine getirebilsin. Asıl iddialara önem vererek telâşa düşmek doğru değildir.
2- Meclis’in nerede toplanacağı konusundaki görüşte, hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını zaman ve olaylar ispat edecektir. Bu konudaki son düşüncelerimin merkezlerden alınacak cevaplar üzerine arz edileceğini bildirmiştik.
3- Milli teşkilât adına, hükümet işlerine nerede ve kimin tarafından karışılmışsa, derhal bildirilmelidir ki, gereken işlemler yapılabilsin. Ancak, Dâhiliye Nazırı Paşa Hazretleri’nin şüphe uyandırabilecek tarzdaki davranışlarına yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz, efendim.
Hey’et-i Temsiliye adına
Mustafa Kemal

Efendiler, bu arada hatırıma gelen bir noktayı da arz etmiş bulunayım: Sivas Kongresi’nden sonra, Hey’et-i Temsiliye, sorumluluğu kendi üzerine alarak, kongrelerin tüzük ve bildirileri dışında ve Sivas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere, “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir” başlıklı, “yalnız üyeleri için ve gizlidir” kayıtlı, silâhlı milli teşkilâtlar için gizli bir yönerge düzenlendi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre, silâhlı müfrezeler ve birlikler kuruldu.

Dâhiliye Nazırı’nın Memleket İçerisine Gönderdiği Öğütçüler

Dâhiliye Nazırı, memlekete birtakım hey’etler göndermeye kalkıştı. Bunlardan biri de Harbiye Nezareti Eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir zatın başkanlığında, Temyiz Mahkemesi üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan Efendi’lerden kurulmuştu.
Hey’et-i Temsiliye’mizin temsilcisi olan Cemal Paşa, bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 tarihli bir şifre ile kendisinden bu hey’etin niçin gönderildiğini sorduk ve özellikle Fetva Emini ile Kâmil Paşa Kabinesi zamanında polis müdürü olan kimselerin böyle bir hey’ette neden bulunduklarının anlaşılamadığını belirttik.
Efendiler, Fuat Paşa’nın, Ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren sebepler ortaya çıkmaya başladı. Bu sebeplerin önemlisi, memleket içinde halkın zehirlenmeye başlanmasıydı. İç ve dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, Ali Rıza Paşa Kabinesi zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden çok daha fazla başarılı olmaya başlamışlardı.

Refet Paşa Salihli ve Aydın Cepheleri’ne Komutan Olarak Gönderiliyor

Kâzım Paşa, Balıkesir bölgesinde cephe kurmaya ve duruma hâkim olmaya çalışıyordu. Salihli ve Aydın Cepheleri’ndeki sevk ve idarenin askeri bir düzene sokulması gerekiyordu. Buraya, az çok tanınmış bir askerin gitmesi lâzımdı. Elimizde yararlanabileceğimiz komutan olarak Konya’da bulunan Refet Paşa vardı. Konya’daki kolordunun başına Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) geçmiş bulunuyordu. Bundan dolayı, Aydın Kuva-yı Milliye Komutanlığı’nı yürütmek üzere cepheye hareketini Refet Paşa’ya, Ankara’ya dönmesinide Ali Fuat Paşa’nın kendisine yazmıştık.
Refet Paşa’nın Nazilli’ye vardığı anlaşıldıktan sonra da Genel Kurmay Başkanlığı’na gelmiş olan Cevat Paşa’dan, geçen savaşta tecrübe görmüş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın, Nazilli’ye Refet Paşa’nın yanına gönderilmesini rica ettim. Bu durumu Refet Paşa’ya da bildirdim.

Refet Paşa Demirci Efe’nin Emrine Giriyor

Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almaya gerek ve bunda bir yarar görmemiş; kim bilir ve belki de komuta kendisine teslim edilmemiş. Demirci Efe’nin emrinde kurma gibi görev yapmayı daha yararlı ve uygun bulmuş… Refet Paşa bunu bize bildirdi. Bölge şartlarını yakından görmüş bir zatın kararını değiştirmek çok defa güçtür. Çünkü gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve tercih ettiği gibi, Efe’nin komutasını devam ettirmekte ve ona yardımcı olmakta yarar vardı yahut da Refet Paşa o cephenin komutasını herhangi bir sebeple ele alamıyordu. Her iki ihtimale göre de, mutlaka komutayı al, diye emir vermek, anlamsız olurdu.
Asıl gariplik bundan sonra görüldü. Bir süre sonra, Refet Paşa Nazilli’de gözden kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişkiye girip girmemesini bizden sorması dolayısıyla anladık.
22 Aralık l919 tarihinde verdiğimiz cevapta: “Milli teşkilâta bağlı bulunanların, özellikle Hey’et-i Temsiliye üyesi olarak tanınmış olmaları” dolayısıyla, kendisinin yabancılarla hiçbir şekilde ilişki kurmasını istemediğimizi bildirdik. “Refet Paşa, yine ortadan kayboldu.” Nihayet bir gün Bursa’dan Refet imzalı kısa bir telgraf aldık: “İstanbul üzerinden, Bursa ya geldim.”
Bu telgrafın ne demek olduğunu bir türlü anlamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul ile ne ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda mesele anlaşıldı.
Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kâzım Paşa’ ya uğradıktan sonra, Bandırma’ya inmiş; oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul’a gitmiş; orada bazı arkadaşlarıyla görüşmüş; daha sonra da Bursa’ya dönmüş…
Efendiler, bu bilmeceyi hâlâ çözemiyorum. Beni bunda mazur göreceğinizi umarım.
Refet Bey’in yerine bir İngiliz gemisi ile Samsun’a gelen Salâhattin Bey’in gönderildiğini, aynı gemi ile Refet Bey’ in İstanbul’a dönmesinin istendiğini ve bunun üzerine gitmeyip istifa ettiğini, İstanbul Hükümeti’nin benimle birlikte kendisinin de yakalanarak İstanbul’a gönderilmemiz için her tarafa emir verdiğini biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada acze düştüğümü itiraf ederim. Gerçi; Ferit Paşa Kabinesi yerine Ali Rıza Paşa Kabinesi geçmişti. Fakat yeni kabinenin haber alma ve yürütme vasıtalarının öncekinin aynı olduğunu biliyoruz.
Efendiler, Refet Paşa’nın bu hafif hareketi, Aydın ve Salihli Cephelerinde, düzenli bir ordunun teşkiline kadar, ciddi bir sevk ve idare kurulamamasına sebep oldu.

Dahiliye Nazırı’nın Şüphe Uyandıran Davranışları

Efendiler, bu garip hikâyeden sonra, olayları yeniden bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:
Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 tarihli şifremizin bir noktasını anlayamamış. Bâbıâli merkezinden çektiği kısa bir şifre ile şu şekilde bir açıklama istiyordu: “Dahiliye Nâziri’nin şüphe çekebilecek şekildeki muamelelerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz” cümlesinden maksadın ne olduğu anlaşılamadı. Bu noktanın acele olarak ve açıklanarak bildirilmesi.

Bu kısa şifreye verdiğimiz cevap biraz uzundur. Sıkılmazsanız, olduğu gibi bilginize sunayım:

Şifre Sivas, 12.11.1919
Harbiye Naziri Cemal Paşa Hazretleri’ne
İlgi: 8.11.1919 tarih ve 8084 sayı:
Dahiliye Nâziri Paşa Hazretleri’nin şüphe uyandıran iş ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:
1- Ankara gibi bazı illerde, sivil idare âmirlerini telgraf başına çağırarak, Milli Mücadele sırasında Ferit Paşa Kabinesi aleyhinde faaliyete girişenlerin durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını, bütün bunların kanuna ne dereceye kadar uygun olduğunu tehdit edercesine soruşturma;
2- Uzun süredir hasta iken tifodan ölen Tokat Mutasarrıfı’nın ölümü sebebinin, esrarlı bir vak’a sayılarak, Sivas ilinden şifre ile sorulması…
3- Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen milli hey’et ile yapılan gizli görüşme sırasında, Adliye Nazırı’nın Milli Mücadele liderleri aleyhinde harekete geçilip geçilemeyeceğini, kendisinin yanında söz konusu edebilmesi;
4- Nezaret’e geçildiği zaman, ilk vatanperverce iş olmak üzere, vatan hainliği maddi delilleriyle ortaya çıkmış bulunan eski Dâhiliye Nâziri Âdil Bey’in düşünce ve hareketlerinde kendisine sır ortaklığı eden Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey’in, görevinden atılması gerekirken, halâ yerinde bırakılması ve onun vasıtasıyla sivil memurlar arasında değişiklikler yapılması. Tabiidir ki tayin ettireceği memurlar pek haklı olarak milletin güvenini kazanamaz. Söz gelişi, Milli Mücadele’nin başlangıcından sonuna kadar muhalif bir tutum takınmış ve sonunda halk tarafından işten el çektirilmiş ve hastalığı dolayısıyla da o zaman tutuklanması ve uzaklaştırılması yoluna gidilmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yöneticilik vasıflarından büsbütün yoksun ve güçsüz takımından olmasına rağmen Burdur’a tayin buyrulmuştur. Yine yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendi isteği ile vaktiyle İstanbul’a gönderilen Ethem Bey’de Menteşe’ye atanmıştır. Aydın Mutasarrıflığına da eskiden Niğde Mutasarrıfı iken Sivas’a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara rağmen, eski Konya Valisi vatan haini Cemal Bey’in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, arka arkaya yaptığımız müracaatlara ve halkın feryatlarına karşılık, hâlâ yerinde oturuyor.
5- Özlük İşleri Müdürlüğü gibi en önemli görev bir Ermeni elinde bulunduruluyor.
6- Basin-Yayin Müdürlüğü’nde ve Ajans’ın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.
7- Memleketin geleceğini garantiye alacak tek kuvvetin milli birlik olduğu ve bunu da ancak milli teşkilâtın devam ettirebileceği bilinmektedir. Bu birlik ve teşkilâtın, vatani parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletin bağımsızlığını korumaktan ibaret olan kutsal gayesini bozmaya çalışanlar da İstanbul’daki bozgunculardır. Bunların zararlarının önlenmesi, ancak kuvvetli ve ciddi bir disipline bağlıdır. Bunun da başlıca çaresi, polis müdürünü namuslu, milliyetçi, yetenekli, teşebbüs gücü taşıyan kimselerden seçmek ve atamaktır. Oysa, zatıâlilerince de bilinmektedir ki, bugünkü Emniyet Genel Müdürü, düşürülmüş olan vatan haini eski kabinenin ve ona bağlı olanların biricik koruyucusudur. Sait Molla’nın Mister Frew’a yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de bu zat, muhaliflere yani millet düşmanı olanlara bugün kucak açmakta, sığınaklık etmektedir. Amasya’da Salih Paşa Hazretleri de bunu doğrulamışlardır. Hâlbuki Dâhiliye Naziri, memleket ve milletin mukadderatını böyle bir şahsin elinde bırakmakta bir sakınca tasavvur etmiyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa’nın ise, gerek milli dava ve gerek sizler için zararlı bir şahıs olduğu bir gerçek iken, hâlâ makamında kalması da Dâhiliye Nezareti’nin iyi niyetine mi verilmelidir?
Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal

Ali Rıza Paşa Kabinesi Milli Teşkilatı Düşman Teşkilatla, Bizi de Ali Kemal’de Sait Molla ile Bir Tutuyor
Efendiler, Harbiye Nazırı’nın 9 Kasım 1919 tarihli bir telgrafı vardı. O telgrafın içindekiler de ilgi çekicidir. Cemal Paşa bu telgrafında, kabinenin düşüncesini şu noktalar üzerinde yoğunlaştırıyordu:
1- Seçimlerin güvenlikle yapılabilmesi,
2- Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul’da toplanması
3- Milli Teşkilât adına hükümet işlerine müdahale edilmemesi için hükümetin tarafınıza başlangıçtan beri yaptığı tebliğler kesindir.
4- Birçok telgrafınızda ileri sürülen isteklerin de aynı nitelikte -yani müdahale niteliğinde- olduğu âşikârdır.
5- Hükümet, kendi bildirisinde tespit ve ilân ettiği tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan milli teşkilât aleyhinde bulunanları baskı altında tutma ve cezalandırma yoluna gidemez. Telgrafın sonunda da şu tehdit vardı: Şimdiki durum bir sürecik daha devam edecek olursa kabine kesinlikle çekilecektir.

Saygıdeğer Efendiler, bu maddelerin ifade ettikleri anlamlar, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Kabine, milli teşkilât aleyhinde bulunanların memleket ve millete düşman olduklarını kabul etmiyordu. Milli teşkilât ile düşmanın ihanet teşkilâtını; Ali Kemal ile ve Sait Molla ile bizi bir tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç olarak saymıyordu.
Cemal Paşa’ya verdiğimiz karşılıkta, bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık olarak söyletmek maksadıyla şu cümleyi de ekledik: Bildirdiklerinizden anladığımıza göre, İstanbul Hükümeti, milli teşkilâtın varlığını belki de gereksiz görüyor. Gerçekten durum bu merkezde ve milli teşkilâta ihtiyaç olmaksızın memleketi kurtaracak bir güce sahip bulunuluyor ise, ona göre gerekenlerin yapılmak üzere açıkça bildirilmesini, aradaki her türlü yanlış anlamanın giderilmesi için arz ve istirham ederiz.

Dâhiliye Nazırı Damat Ferit Paşa Sürekli Olarak Milli Birliği Bozmakla, Temsilcimiz Olan Harbiye Nazırı Cemal Paşa da Hükümetin Yaptıklarını Savunmakla Meşgul
Efendiler, Cemal Paşa’nın özel olarak Sivas’a gönderildiği 10 Kasım 1919 tarihli ve kendi el yazısıyla olan bir mektubunu da 18 gün sonra -yani 28 Kasım 1919 tarihinde- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmalarda söz konusu olan sorunları madde madde özetliyor ve her biri hakkında açıklamalar yapıyordu. Hele, Meclis-i Meb’usan’ın İstanbul’dan başka bir yerde toplanmasından söz ederken “bu konuda Padişah’ın rıza göstermeyeceği iyice anlaşılmıştır. İşgal kuvvetlerinin Meclis-i Meb’usan’a saldırmalarının, belki Osmanlı Devleti için iyi sonuçlar verebileceğini, Amerikalılar hissettirdiler ve hattâ açıkça da belirttiler” diyordu.
Cemal Paşa, “Kuva-yı Milliye ruhu taşımayan memurların kodamanları, işgal ordularına âdeta sırtlarını dayamış durumdadırlar” şeklinde, sanki bilinmeyen bir bilgi verdikten ve bu bilgiyi, “eski kabine üyelerinin çoğu sırtını dayamamıştır” bilgisi ile tamamladıktan sonra, söz gelişi, “Polis Müdürü’nün değiştirilmesinde bu durum bütün açıklığı ile ortaya çıktı” diye bir de örnek veriyor.
Cemal Paşa, kabine birçok işler yapmayı düşünmüş ise de köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine hâlâ inanamadı cümlesi ile bizi suçladıktan sonra, kanaatini şöyle dile getiriyordu: “Dahiliye Nazırı bu kuvvete -yani Kuva-yı Milliye’ye- ihtiyaç gösterenlerin başındadır, desem abartılmış olmaz.
Cemal Paşa’nın, mektubuna imza koyduktan sonra, yine kendi imzası ile eklediği bir özette şu cümle yer alıyordu: “Muhalifler ve yabancılar Meclis’in açılmasına engel olmaya karar vermişlerdir. Hey’et-i Temsiliye de bu engellemeye toplanma yeri çekişmesiyle devam ederse işimiz Allah’a kalıyor demektir”.
Efendiler, bu mektupta yazılanlarda ve bundan önce gelen yazılarla bundan sonra devam edecek olan düşüncelerde hâkim olan mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı hakkında söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 tarihinde verdiğimiz etraflı cevabın bir tek cümlesini olduğu gibi aktarmakla yetineceğim. O cümle şudur: “Saltanat Hükümeti’nin köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine güvenemediğini gösteren maddeleri gerçekçi bulmuyoruz.”
Efendiler, Dâhiliye Nazırı Damat Ferit Paşa, durup düşünmeden sürekli olarak milli birliği bozacak, milleti her gün birbiri ardınca yayılmakta olan saldırılar karşısında sessiz ve hareketsiz tutacak tedbirler almaktan geri kalmıyordu. Diğer Nezaretleri de aynı prensip doğrultusunda harekete teşvik ettiği görülüyordu. Söz gelişi, Eskişehir’de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Kuva-yı Milliye’nin aleyhinde olduğu için orada duramamış, bir daha dönmemek üzere İstanbul’a gitmiş ve bu Kadı Efendi yeni kabine tarafından tekrar Eskişehir’e gönderilmiş. Durum açıklanarak adı geçen kadının değiştirilmesi gereği, Mutasarrıf tarafından Adliye Nezareti’ne yazılmış, cevap verilmemiş. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Hey’et-i Temsiliye’ye bildirmekle birlikte, “eğer Nezaret bu yazıyı dikkate almayacak olursa, bu Kadı’nın kovulması zaruridir. Zâtıdevletlerinin görüş ve emirleri istirham olunur” deniliyordu. Biz de görüşümüzü bekleyenlere şu karşılığı vermek zorunda kaldık: “Milli dâvâya bağlı olacağına söz veren ve bu ilke çerçevesinde milli teşkilât’ın her türlü yardımını sağlamış olan Saltanat Hükümeti’ne, adı geçen kadının değiştirilmesi kabul ettirilemezse, sonunda kovulmasının bir zaruret haline geleceği âşikârdır. Şüphesiz, bu durumda bulunan İstanbul memurları az değildi.
Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’nın, buna benzer birtakım işlerden söz eden ve kabinenin görüşünü bildiren 24 Kasım 1919 tarihli bir şifresinin ilk cümlesi şuydu:
“Devletin iç işleri ve siyasi politikası kesinlikle ortaklık kabul etmez”. Bu telgrafa 27 Kasım 1919 tarihinde verdiğimiz ayrıntılı cevapta, biz de şöyle dedik: ”Devletin iç işleri ve siyasi politikasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, benzeri görülmemiş olan bugünkü durum karşısında, vatan ve milletin geleceğini güvence altına alacak olan milli teşkilâtı, bilerek veya bilmeyerek zayıflatacak ve milli birliği bozacak hiçbir muameleye milletin razı olamayacağı da pek meşru ve tabiidir.” Bu telgrafın son cümlesi şöyleydi: “Hey’etimiz, imzasını taşıyan taahhütlerine tamamıyla bağlıdır… Şu kadar ki, taahhütler karşılıklı olmak gerekir. Oysa hükümet, Salih Paşa’nın imzasını taşıyan taahhütlerin ve notların daha hiçbirini yerine getirmemiş ve eğer varsa, engelleyici sebepler bile bildirilmemiştir.”

Efendiler, şimdi vereceğim kısa bilgiler ve bu bilgileri doğrulamak üzere göstereceğim belgeler, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin bizi suçlamakta ne kadar haksız ve hükümet işlerinde, en hafif anlamıyla ne kadar kayıtsız olduğunu yüksek hey’etinizin gözleri önüne serecektir zannederim.

Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere öncülük eden ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın mektubunda da itiraf edildiği üzere, sırtlarını yabancılara dayamış olan birtakım şahıslar, bol para ve Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin gösterdiği alabildiğine hoş görme ve uyuşukluk sayesinde, memleketi baştanbaşa ateşe vermek için olanca güç ve gayretleriyle çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgelerde, hükümetin vukuf ve bilgileri dışında bırakılmış değildi. İstanbul’daki teşkilâtımız ve aldığımız tedbirler sayesinde elde edilmiş bir kısım belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa’nın ve Sadrazam Paşa’nın ellerine teslim edilmişti. Bu belgeler, o tarihte yabancı temsilcilere de verilmiş ve bu yolla İtilâf Devletleri hükümetlerinin çoğunca öğrenilmiş ve o tarihlerde özetleri bütün komutanlara ve öteki ilgililere duyurulmuş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugünde, yüce hey’etinizce ve milletçe bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
[bws_google_captcha]