Nutuk

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-9

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-9

Erzurum Kongresi Hiçbir Şekilde Manda Kabulü Hakkında Karar Vermiş Değildir

Bu sözlerden anlaşılacağı üzere Rauf Bey’in görüsüyle, gerek Sivas Kongresi Hey’eti’nin ve gerek Erzurum Kongresi Hey’eti’nin anlayışları arasında bir görüş ayrılığından doğan yanlışlık olduğuna şüphe yoktur. Rauf Bey’in görüsünün yorumu niteliğinde olan bu sözlerin, gerek Erzurum ve gerek Sivas Kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki yazılış seklinden kaynaklandığına hükmedilebilir. Gerçekten de bu maddenin yazılış seklinde, belki de mandacılıkta pek ileri giden ve sonu gelmemiş propagandalarıyla kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki bundan da çok, onların iddialarına cevap olacak bir özellik vardır. Madde metni dikkatle okunur ve incelenirse ne manda ne de Amerika’nın mandaterliğini istemek düşüncesinin yer almadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu noktayı açıkça göstermek için, söz konusu maddeyi aynen hatırlatmak isterim:
Madde: 7- Milletimiz çağdaş gayelerin büyüklüğüne inanır; teknik, sınat ve ekonomik durumumuzu ve ihtiyacımızı takdir eder. Bu itibarla devlet ve milletimizin hakimiyet ve bağımsızlığı ile vatanimizin bütünlüğü korunmak şartıyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sınai ve ekonomik yardımını memnunlukla karsılarız. Böyle adaletli ve insancıl şartları içine alan bir barisin bir an önce gerçekleşmesi, insanlığın güvenliği ve dünyanın huzuru adına basta gelen milli gayemizdir.
Efendiler, bu maddenin hangi noktasında manda ve mandaterin Amerika olacağı görüsü vardır? Olsa olsa “herhangi bir devletin teknik, sınai ve ekonomik yardımını memnunlukla karsılarız” sözlerinden manda düşüncesi çıkaranlar olabilir. Ancak, mandanın anlam ve gayesinin bu olmadığı bir gerçektir. Her zaman ve bugün bile, bu açıklık çerçevesinde yapılacak yardımları kıvançla karşılamaktayız ve karsılarız. Nitekim Ankara-Ereğli ve Keller-Diyarbakır demiryollarının yapımı için bir İsveç firmasının; Kayseri-Sivas-Turhal hatlarının yapımı için de bir Belçika firmasının teknik, sınai ve ekonomik yardımını severek kabul ettik. Söz gelişi, Ankara şehrinin ve diğer Anadolu şehirlerimizin bir an önce kurulup yapılmalarında olsun, öteki bütün kara ve demiryollarımızın, limanlarımızın yapımlarında olsun teklifte bulunacak yabancı sermaye sahiplerinin yardımlarını severek kabul ederiz. Yeter ki, memleketimize sermaye getireceklerin içeride ve dışarıda devlet ve milletimizin hâkimiyet ve bağımsızlığı ile vatanimizin bütünlüğünü bozmaya yönelmiş gizli emelleri olmasın. Bu maddede yer alan “milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devlet” ifadesinden, Amerikan Devleti anlamının çıkarılması da yersizdir. Çünkü milliyetin gereklerine saygılı dünya devletleri arasında yalnız Amerikalılar yoktur. Söz gelişi İsveç Devleti, Belçika Devleti ayni nitelikte devletler değiller midir? Bu devletlerden herhangi birinin mandaterliği de söz konusu olabilir mi? Bir de eğer dolaylı olarak Amerikan Devleti kastedilmek istenseydi, “herhangi bir devletin” ifadesi yerine bir devletin kelimeleri veya hiç olmazsa sadece “devletin” kelimesi ile yetinilmesi gerekirdi. Bu bakımdan maddenin açıkladığı şartlar çerçevesinde teknik, sınai ve ekonomik yardımın iyi karşılanacağı hususunun bütün devletler için söz konusu olduğu açıktır.
Efendiler, bu manda konusu üzerindeki görüşümün -bu görüş bundan önce yapılan ve su anda yüksek hey’etinizin de öğrenmiş bulunduğu bunca yazışma ve tartışmalarımızla ortaya konmuştur-. Aylardan beri gece gündüz yanımda bulunan bir arkadaş tarafından hala anlaşılmamış olduğuna hükmedilebilir mi? 0 halde Rauf Bey, ya aslında benimle ayni görüşte değildi veyahut ayni görüşte idi de, Sivas’ta, İstanbul’dan gelenlerle yaptığı konuşmadan sonra görüş değiştirmiş oluyordu. Burasını kestirmek bence güçtür. Simdi biraz da Rauf Bey’i dinleyelim; Rauf Bey, sözüne söyle devam ediyor:
“Ateşkes Anlaşması yapıldığı sıralarda Almanların barış anlaşmasını imza etmeyecekleri sanılırken, İngiliz basını bazı sırları açığa vurdu. Bunun birinci bölümü, Almanya’nın barış anlaşmasını imza edeceği hususu idi. Bu gerçekleşti. İkinci bölümü de Türkiye’nin bölüşüleceği hususu idi. Bu çok şükür gerçekleşmedi. Bu bölümde, konferansın aldığı karar gereğince Kızılırmak’ın doğu tarafı Ermenistan sayılarak Amerikan himayesine veriliyor. Belki Gürcistan ile Azerbaycan da Amerika’ya bırakılıyor, deniliyordu. Kızılırmak’ın batısındaki topraklar da, İzmir ve İstanbul bunların dışında kalmak üzere, denize çıkış yeri Antalya olarak Türkiye’yi oluşturuyordu Bu bölgenin kuzeyi, İtalyan ve Fransız, güneyi de İngiliz himaye ve yönetimine veriliyordu. İzmir’in işgali, bu açığa vurulan sırların doğruluğunu ispata başladı. 0 halde, böyle bir tehlike karsısında memleketimize karsı en tarafsız durumda bulunan Amerika’nın desteğini kabule mecburuz. Ben bu görüşteyim.”
Rauf Bey’in düşüncesini anlamak için bundan sonra daha çok devam eden sözlerini dinlemeye bilmem gerek kaldı mı?
Efendiler, pek uzun ve tartışmalı olarak geçen bu manda görüşmesi, taraftarlarını susturacak ortalama bir çare bulunarak sona erdi. Hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf Bey oldu: “Amerika’da yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz yöndeki propagandaların doğurduğu düşünce akimini düzeltmek için, her şeyden önce Amerikan Kongresi’nden memleketimizi inceleyecek ve gerçeği görecek bir hey’et davet etmek. “Bu teklif oy birliği ile kabul edildi. Kongre Başkanlık Divani’nin imzalarıyla bu yolda bir mektup kaleme alındığını hatırlıyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Kaldı ki, ben bu mektuba özel bir önem de vermiş değildim.
Efendiler, sırası gelmişken kısaca sunu da belirteyim: Belge olarak başvurduğum Kongre tutanakları, Başkanlık Divan Kâtipliği’nde bulunan Afyonkarahisar temsilcisi Şükrü ve manda lehindeki konuşmalarını dinlediğimiz Hami Beyler tarafından tutulmuş ve Hami Bey’in yazısıyla, düzgün bir deftere, temize çekilmiştir.

Sivas Kongresi’ni Baltalama Teşebbüsleri

Efendiler, Kongre 11 Eylül’de sona erdi, 12 Eylül’de Sivas halkının da hazır bulunduğu açık bir toplantı yapılarak bazı nutuklar söylendi. Kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak Meclis-i Mebusan seçimlerinin çabuklaştırılması ve Meclis’in nerede toplanması gerektiği konularına dokunuldu. Ancak, simdi açıklamaya başlayacağım meseleler, Kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha sonra Hey’et-i Temsiliye meşgul oldu. 9 Eylül 1919 günü, toplanmış olan bazı bilgiler Kongre’ye su şekilde açıklandı “Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki İngiliz Kuvvetler’ bir kat daha artırıldı. General Mi11er Konya’ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Pasa karsı koymaya çekiniyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali R1Za Bey de tıpkı Cema1 Bey türünden bir adammış. Pek sayın arkadaşların böyle durumlar karsısında şiddetli davranma taraflısı olduklarım bildiğimden, hemen sert tedbirler alınmasını Fuat Paşa’dan rica etmiştim. Fuat Pasa da Kongre’nin kendisine olan güvenine dayanarak, Kongre adına gereken tebligat ve teşebbüslerde bulunmuştur. Bu davranış tarzının yüce hey’etinizce kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Pasa, valilere sert uyarılarda bulunuyor. Bölgelere yüksek rütbeli subaylardan milli komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adına her türlü yetki verilmiştir” diyor.

Kongre teklifi kabul etti. Bundan sonra ben açıklamalara söyle devam ettim:

“Buraya Galip Bey adında bir vali tayin edilmiş, geliyormuş. Ancak, bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı. Fakat biz başka bir bilgi elde ettik. Mister Nowil adında bir İngiliz binbaşısı Bedirhanlılar’dan Kamuran Celadet ve Cemil Bey’lerle birlikte, yanında on beş kadar Kürt atlısı olduğu halde Malatya’ya gelmiş ve mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey tarafından karşılanmışlardır. Harput Valisi de görünüşte bir posta hırsızının peşine düşme bahanesiyle otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu maksatla bunlara Adıyaman’daki müfreze de verilmiştir. Maksatlarının Kürtleri, Kürdistan kurulacağı vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karsı suikast yapılmasına yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karsı tedbirlere de başvurulmuştur. Diyelim ki, valiyi ve diğerlerini tutuklatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bu durum üzerine 13’ üncü Kolordu bölgesinde faaliyete geçtik. Gereken tedbirler alınmıştır. Yarın aksam Harput’tan gönderilecek bir askeri birlik bozguncuları tepeleyecektir. Buradaki Kolordu Komutanı da gereken tedbirleri almıştır. Malatya’ya ve öteki yerlere de gereken emirler verilmiştir.”
Efendiler, Sivas Kongresi’nin hemen bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum. Ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi Kongre hey’etine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. Gördünüz ki, simdi açıkladığım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan A1i Ga1ip meselesinden de söz ederken ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih etmiştim. Bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve tehlikelere rağmen, Sivas Kongresi’nin sonuca ulasan kararlarla, görüşmelerini bir an önce tamamlamış olmak ve alınan bu kararları memlekette uygulamaya girişmekti. Bu isteğim yerine geldi. Bütün memleketi içine alan milli teşkilat tüzüğünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastırılarak her yere dağıtılması yoluna gidildi. Ancak, beklenenlerin dışında yeni olaylar karsısında kalındığından, kongre sona erdiği halde, kongre üyelerinin yeni gelişmeler kendini gösterinceye kadar Sivas’ta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olağanüstü bir kongre toplamak için de hazırlık yaptım. A1i Ga1ip’in kaçması üzerine, kongre üyelerini Sivas’ta bekletmekten vazgeçildiği gibi, Ferit Paşa Kabinesi’nin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplanmasına da gerek görülmedi.

Ali Galip Olayı
Şimdi Efendiler, Milli Mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda olan Ali Galip konusu üze rinde biraz açıklamalı bilgi vereyim:
Efendiler, daha Temmuz başında, Erzurum’da bulunduğumuz sıralarda Celâdet ve Kâmuran Ali adlarında iki şahsın yabancılar tarafından, bol para ile İstanbul’dan Kürdistan’a gönderileceği, bunların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendiril dikleri; bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi alındı. Bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden gözetlenerek yakalanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır’da 13’üncü Kolordu Komutanı’na, ayrıca Kurmay Başkanı Halit Bey’e ve Canik Mutasarrıfı’na bildirdim.
20 Ağustos’ta 13’üncü Kolordu Kamutanı’na verdiğim emirde, adı geçen kimselerin İstanbul’dan hareket ettiklerinin bildirildiğini ve alı nacak tedbirler arasında, özellikle Mardin istasyonunun sıkı bir kont rol altında tutulmasının uygun olacağını yazdım.
Sivas Kongresi’nin ikinci günü, yani 6 Eylül tarihinde, “Bedirhanlı ailesinden Celâdet ve Kâmuran ile Diyarbakırlı Cemil Paşazade Ekrem adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle Diyarba kır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silâhlı Kürtlerin koruyuculuğunda Elbistan ve Akçadağ üzerinden Malatya’ya geldikleri, orada Mutasarrıf ve Belediye Başkanı tarafından karşılandıkları” 13’üncü Kolordu’nun yazısından anlaşılıyor. 15’inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’nın 3’üncü Kolordu Komutanlığı’na bununla ilgili olarak gönderdiği 6 Eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide: “Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere, İstanbul Hükümeti’nin izniyle dolaştığını söyledikleri; Malatya’da bulunan süvari alayının mevcudunun azlığı yüzünden bunları tutuklamaya cesaret edemediği, bununla birlikte hemen tutuklanmaları için İstanbul’a başvurulduğu 13’üncü Kolordu’dan bildirilmiştir. Bu adamların ne maksatla hangi görevle, nereleri gezecekleri konusunda bildiklerini Harput, Valisi’nden sordum” denilmekte idi. (Belge: 56) Harput Valisi Ali Galip Bey’dir. Bu adamların ne maksatla geldiklerini 3 Temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. Beş on silâhlı Kürd’e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl hayret verici olan husus, bunların tutuklanması için İstanbul’a başvurmuş olduğu haberidir.
Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde, dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulunduğunu göstermesi bakımından kaydediyorum.
Diyarbakır’da, 13’üncü Kolordu Komutanı’nın tutumu şüpheli görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı’na 3’üncü Kolordu Komutanı’nın imzasıyla 1 Eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye özel) şifrede, V. Ali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil, Kâmuran, Celâdet ve Ekrem Bey’lerle beraber İngiliz binbaşısının mutlaka yakalanıp Sivas’a gönderilmeleri için Elâzığ’da bulunan 15’inci Alay Komutanı İlyas Bey’in kendi komutasında altmış kadar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç 9 Eylül’de Harput’tan Malatya’ya hareketi ile ilgili olarak ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi.
8 Eylül’de, Sivas’tan da bir otomobille bazı subayların gönderileceği bilgisi verildi (Belge: 57).
Diyarbakır’dan, Kurmay Başkanı’nın 7/8 Eylül 1919 tarihiyle bana gönderdiği şifrede şöyle deniyordu:
“Tutuklama ile ilgili isteği öğrendim. Bu hususta Komutan Bey’in emir vereceğini hiç sanmıyorum. Çünkü askeri özelliklerini biliyorum. Tarafımdan yapılacak tebligatı ise, yerine getirmekten çekinirler. Bu konuda İstanbul’la haberleşmekteyiz. Bu duruma göre ne yapılması gerekeceğinin tayini yüksek kararınıza bağlıdır. Şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir.”
13’üncü Kolordu Kurmay Başkanı
Hâlit

Elâzığ’daki Alay Komutanı İlyas Bey’ den 13’üncü Kolordu Komutanı’nın emrine cevap olarak gelen 8 Eylül tarihli telgrafta da, “Kolordu’dan aldığım emir üzerine hareketim geri bırakılmıştır. Kolordunun izni olmadan, buradan hareket etmekliğim uygun düşmeyeceğin den, hareket emrinin Kolordu’dan bildirilmesine lütfen yardımcı olunuz” denilmekte idi (Belge: 58).

Hâlit Bey’e hemen verdiğim cevap, aynen şuydu:
Malüm şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti bu alçaklığa ortaktır. Oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir. Bu hususta tebligat yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek şekilde, hemen emir vermek, vakit geçirmemek gerekir. Komutanın kararsızlığa düşeceğine ihtimal veriyor sanız, zatıâliniz, tarafımızdan Elâzığ ve Malatya’daki alay komutanlarına yapılmış olan tebligatımızın uygulanmasını bildiriniz. Gerçekten lüzum varsa, komutayı uygun gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın! Ağırdan alma zamanı geçmiştir. Yapılanlarla ilgili cevabınızı bekliyoruz, kardeşim.
Mustafa Kemal

Alay Komutanı İlyas Bey‘e de aynı tarihte bizzat şu emri verdim: “Malüm şahısların hainlikleri ortaya çıkmıştır. İstanbul’daki merkezi hükümet de bunların hainliğine ortaktır. Kolordunuz komutanı bu konuda izin istemiş ve cevap alamamış olabilir. Bu bakımdan bu meselenin çözüme bağlanmasını zâtıâlinizden beklerim.
Cevabınızı bekliyorum, efendim. Malatya’da bu işi hallettikten sonra, gerekirse Sivas’ta bize katılırsınız”. Mustafa Kemal -Şifre dışındaki imza da 3’üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey’indi.
Malatya’da bulunan 12’nci Süvari Alayı Komutanını da 7/8 Eylül gecesi bizzat telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. Alay Komutanı Cemal Bey ‘den durumu ve kuvveti hakkında bilgi aldım. Gelenlerin yanlarındaki silâhlı Kürtlerle beraber on beş yirmi kişi kadar olduğunu, alayın da merkezde ancak o kadar kuvveti bulunduğunu söyledi. Ben bu kuvveti yeterli gördüm. Hattâ Süvari ve topçu alayının yalnız subayları yeterli olabilirdi Ne var ki özel durumu ve maneviyatını anlamak istiyordum.
Bunun üzerine telgraf konuşması şöyle geçti:
“Ben-Vali Galip Bey, İngiliz binbaşısı, Kâmuran Celâdet ve Ekrem Bey’lerin hep birlikte ustalıklı bir tertiple bu gece yakalanarak Sivas’a gönderilmeleri zaruridir. Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan ve Harput’tan yardım yetiştirilecektir.
Cemal Bey-Valiyi de beraber mi?
Ben-Özellikle, evet.
Cemal Bey-Arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna el verişli değildir. Kâmuran, Celâdet ve Ekrem Beylerin yakalanmaları hakkında 13’üncü Kolordu Komutanı ile haberleşme yapıldı. Sonunda, durumun nezaketi dolayısıyla, şimdilik tutuklanmalarının uygun olamayacağı hakkında emir de çıkmıştır” dedi.
Artık, bu zatın daha çok üzerine varılamazdı. “Kendilerine hissettirmeden sıkı bir şekilde göz hapsinde bulundurunuz. Kolordunuzdan emir gelecektir. Hareket ederlerse, ne tarafa doğru gittiklerini ve hangi vasıta ile hareket ettiklerini hemen bildiriniz” talimatını vermekle yetindim. (Belge: 59).
8 Eylül günü, Cemal Bey’ den şifre ile “malüm şahısların hâlâ orada olup olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan tedbirlerin güvenirlik derecesini” sordum ve “kendisine günde iki defa rapor vermesini” emrettim.
Hâlit Bey’e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 Eylül 1919) aldığım cevapta, Elâzığ’daki Alay Komutanı İlyas Bey e emir verildiği bildiriliyor ve bu emrin bir kopyası veriliyordu (Belge: 60).
Kolordu Komutanı Cevdet Bey de, “İlyas Bey’in 52 katırlı asker ve iki makineli tüfekle 9 Eylül sabahı hareket ettiğini ve 10 Eylül akşamı Malatya’da bulunacağını bildirdi, 9 Eylül tarihli bir şifre sinde karşı koyma hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede daha fazla faaliyet göstermemek hususunda kendisini mazur göreceğimi” de söylüyordu (Belge: 67). 9 Eylül’de, İlyas Bey müfrezesinden başka, Aziziyeden iki süvari bölüğü, Siverek’ten Malatya’daki alaya bağlı bir bölük de Malatya’ ya gönderildi (Belge: 62, 63, 64).
Vali Ali Galip‘in ve Bedirhanlılar ile Cemil Paşazade’nin yaptıkları propagandanın etkisini kaldırmak için, Elâzığ ve Dersim Bölgesi ile ilişkisi olduğunu bildiğim ve Kemah’ta bulunan Halit Bey’e (eski milletvekili) 9 Eylül’de Elâzığ’a hareket etmesini ve Haydar Bey’le bağlantı kurmasını yazdım (Belge: 65). Ayın sonuna doğru oraya vardı.
Van valisi bulunan Haydar Bey de Elâzığ valiliği görevine başlamak üzere Erzurum’dan yola çıkarılmıştır. Haydar Bey, 15’inci Kolordu’ya bağlı olup Mamahatun’da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gereğinde bu alayı Malatya’ya doğru harekete geçirecekti.
Otomobille bazı subayların da Malatya’ya gönderileceği konusunda bir kayıt vardı.
Gerçekten de arkadaşlarımızdan Recep Zühtü Bey görünüşte 3’üncü Kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla, yanında, başkaları da olduğu halde 9 Eylül’de, otomobille Malatya’ya hareket etti. Maalesef bindiği otomobil, yolların bozuk ve çamurlu olması yüzünden Kangal’da kırılmış ve tam zamanında Malatya’ya yetişememişti. Kangal’dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla, gece gündüz yol alarak Sivas’tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra Malatya’ya varabilmişti. Recep Zühtü Bey‘in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasında çok yararlı olmuştu.

Efendiler, 10 Eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık:
Malatya, 10.9.1919
Sivas’ta 3’üncü Kolordu Komutanlığı’na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne özel:
1- 10.9.1919 saat 14.00’de olaysız olarak Malatya’ya varılmıştır.
2- Malum şahısların hepsinin de maalesef Kâhta’ya doğru kaçtıkları, etraflı bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur.
15’ inci Alay Komutanı
İlyas

Aynı gün ve fakat İlyas Bey‘in telgrafından sonrada şu telgrafı alıyoruz:

Malatya’dan,10.9.1919 Sivas’ta 3’üncü Kolordu Komutanlığı’na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne:
1- Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz binbaşısı ve yardakçıları olan malum kimseler 15’inci Alay’ın Elâzığ’dan hareketini ve kendilerinin tutuklanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kâhta’daki Bedir Ağa’nın yanına gittikleri ve oradan alacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor.
2- Herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve Bedir Ağa aşireti hakkında kovuşturma yapılması için Kolordu’dan emir alınmıştır, izlerinde gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir.
3- 15’inci Alay Komutanı’nın emrindeki kuvvetle, bu gün saat 14.00’te Malatya’ya geldikleri arz olunur.
12’nci Süvari Alay Komutanı
Binbaşı Cemal

Aynı tarihte yazılmış olan bu iki telgraf yan yana getirilerek incelenirse, dikkate değer bazı noktaların göze çarpmamasına imkân yoktur.
Süvari Alay Komutanı Cemal Bey, tarafımızdan aldığı talimat üzerine malüm şahısları sıkı ve güvenli bir şekilde göz hapsinde bulun duracak ve günde iki defa rapor verecekti.
Adı geçen kimseler, 10 Eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde, Cemal Bey, bu bilgiyi ancak, İlyas Bey müfrezesinin gelişinden ve İlyas Bey ‘in raporundan sonra bildiriyor. Cemal Bey, kaçakların, İlyas Bey müfrezesinin Elâzığ’dan hareketini haber aldıklarını söylüyor. Oysa telgrafhane Cemal Bey’in gözetimi altındaydı.
Sonra, kaçakların Kürtleri toplayıp Malatya’yı basacaklarının söylendiğini de ekliyor. Bu noktalar, Süvari Alay Komutanı hakkında şüphe ve kararsızlık uyandırmaktadır.
Daha sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki, Ali Galip ve arkadaşlarına 9 Eylül akşamı haber getirilmiş. Ali Galip geceyi uyumadan hükümet dairesinde geçirmiştir. 10 Eylül’de, yanlarında birkaç jandarma ve silâhlı Kürtle birlikte, hükümet dairesinde toplanıyorlar, veznedarın odasına giriyorlar, kasayı açıyorlar, yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir kenara koyuyorlar ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar:
“Mustafa Kemal Paşa ve adamlarının ortadan kaldırılması mas raflarını karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 Eylül 1919. Halil Rahmi, Ali Galip.”
İlyas Bey müfrezesinin Malatya’ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada, Süvari Alay Komutanı, subaylara mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. Mutasarrıfın evini sarıyorlar. Telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. Bu hareketin başladığını sezen Halil Bey‘in ailesi hükümet dairesine haber veriyor. Hükümette, para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve arkadaşları, durumdan haberdar olur olmaz, korku ve telâşla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar; yanlarındaki adamları ile birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar (Belge: 66, 67).
Süvari Alay Komutanı’nın ve Topçu Alay Komutanı’nın, valinin geceyi hükümet dairesinde geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. Mutasarrıftan çok valinin yakalanmasının önemli olduğu da açıktı. O halde, malum kişilerin kaçmasına göz yumulduğu bir gerçektir. En basit bir yorumla, malum kimselerin, yanlarındaki beş on silâhlı jandarma ve Kürtle çatışmaktan büyük fenalık çıkabileceği kuruntusu Malatya’dakileri dolaylı yoldan tedbir almaya yöneltmiş ve onlara bu şahısları ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir.
10 Eylül’de İlyas Bey‘e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar:
1- Kaçakların sür’atle yakalanmaları;
2- Kürtlük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması;
3- Malatya’da, mutasarrıflığı Jandarma Komutanı Tevfik Bey’in üzerine alması; uygun namuslu ve vatansever bir zatın da Harput’ta hemen valilik makamına getirilmesi;
4- Malatya ve Harput’taki hükümet kuvvetlerini tamamen ele alarak vatan ve millet aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi,
5- Kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edileceğinin ilânı ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi,
6- Milli varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerlerine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerin alındığının” bildirilmesinden ibarettir (Belge: 68).
Efendiler, kaçakların, yakındaki veya çevredeki aşiretlerden bir takım Kürtleri toplayabileceklerini, hattâ, Maraş’ta bulunan yabancı kuvvetlerden bile yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek lâzım geliyordu. Onun için de alınmış olan tedbirleri ve bu işe ayrılmış olan kuvvetleri güçlendirmek gerekiyordu. Bu maksatla Sivas’tan Malatya’ya 9 Eylül akşamı bir katırlı müfreze daha gönderildiği gibi, 3’üncü Kolordu elden geldiği kadar kuvvetlerini güneye indirecek, 13’üncü Kolordu ta kip işini yüklenecek ve hainlere kıpırdayacak bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden, Mamahatun’daki süvari alayı da Harput yönüne doğru hareket ettirilecekti.
Bu hususta 3’üncü, 13’üncü ve 15’inci Kolordu Komutanlarına gerektiği şekilde tebligat yapıldı ve istekler bildirildi (Belge: 69).
Efendiler, verdiğimiz direktifler çerçevesinde kaçakları takip ettirirken, bir yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim. Bu belgelerin, söz konusu olayı, Ali Galip‘in teşebbüsünü ve İstanbul Hükümeti’nin bayağılığını her türlü açıklamadan daha mükemmel bir şekilde ortaya koyacağını zannettiğimden, onların olduğu gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı görüşündeyim.
Önce, Dâhiliye Nazırı Âdil Bey’le Harbiye Nâzırı Süleyman Şefik Paşa’nın ortak imzalarıyla Elâzığ valisi Ali Galip Bey‘e verilen 3 Eylül 1919 tarihli talimatı birlikte okuyalım.
Bundan sonra, Dahiliye Nâzırı’nın gönderilecek kuvvet ve sarf edilecek para miktarı ile ilgili olarak Bâbıâli’den çektiği telgrafını görürüz:

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu
Yandex.Metrica