https://www.kocaeli.bel.tr/
Raporlar

Perinçek ve Netanyahu’nun Kıbrıs’ta “iki devletle” ilgili görüşleri

Dimitris Konstantakopoulos; "Doğu Perinçek Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Erdoğan’ın İslamcı eğilimli muhafızları SADAT ile sürekli mücadele halinde olan güçlü bir “neo-Kemalist” ve “Avrasyacı” akımın lideri"

Batının Esiri Olmayan Yunan Gazetecinin Doğu Perinçek Haberi
Yunanistan’ın önemli gazetecilerinden, aynı zamanda Yunanistan’ın eski Başbakanlarından Yorgo Papandreu ve Aleksis Çipras’ın danışmanlığını yapmış olan Dimitris Konstantakopoulos Doğu Perinçek’in analizlerini yazdı.
Yunan medya tekeline tepki olarak ortaya çıkan, bağımsız ve alternatif bir haber organı olarak tanınan KOSMODROMİO isimli sitede “Perinçek ve Netanyahu’nun Kıbrıs’ta ‘iki devletle’ ilgili görüşleri” başlığıyla 8 Şubat 2021 günü yayınlanan yazıyı olduğu gibi sunuyoruz.

İlgili yazının yayınlandığı site bağlantısı:https://kosmodromio.gr/2021/02/08/περιντσέκ-και-νετανιάχου-για-τα-δύο/

Yazının yayınlandığı diğer sitelerin bağlantıları:

http://www.matrix24.gr/2021/02/perintsek-ke-netaniachou-gia-ta-dio-krati-stin-kipro/

https://www.inewsgr.com/253/perintsek-kai-netaniachou-gia-ta-dyo-krati-stin-kypro.htm)

 

Perinçek ve Netanyahu’nun Kıbrıs’ta “iki devletle” ilgili görüşleri … Konstantakopoulos; “Yunan elitlerinin “Türkiye” denen sorunu gerçekten incelemesi ve bununla yüzleşmesi ile ilgilenmediği sonucuna çoktandır varmış bulunuyorum” dedi. detaylar haberimizde…

Perinçek ve Netanyahu’nun Kıbrıs’ta “iki devletle” ilgili görüşleri

Dimitris Konstantakopoulos
Başbakan, İsrail ve Kıbrıs ile ilgili konuşurken aklımızda tutmamız gerekenler…

PERİNÇEK’İN TÜRKİYE’DEKİ ETKİSİ

Genelde her ne kadar benzer yayınların ardında farklı niyetler olsa da Ahval News’e göre Doğu Perinçek Erdoğan’ın halefi. Başkaları onun Türkiye’nin “Gölge Savunma Bakanı” olduğunu söylüyor. Çin’in yeni Ankara Büyükelçisinin görüştüğü ilk kişiydi.

Kesin olan şu ki, (resimdeki) Doğu Perinçek Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Erdoğan’ın İslamcı eğilimli muhafızları SADAT ile sürekli mücadele halinde olan güçlü bir “neo-Kemalist” ve “Avrasyacı” akımın lideri. Birçok kişi, onun, Erdoğan’ın Moskova, Esad, Pekin ve Tahran ile gayrı resmi, perde arkasındaki bir iletişim kanalı olduğuna inanıyor.
Her ikimiz, Mayıs 2018’de Çinlilerin Marks ile ilgili düzenlemiş olduğu ve Massimo D’Alema’dan Samir Amin’e kadar birçok uluslararası şahsiyetin katıldığı Büyük Uluslararası Kongre’ye davetli olarak gittiğimizde, Pekin Üniversitesi’nin yemekhanesinde Doğu Perinçek ile yan yana masalarda yemek yediğimizin farkına vardığım zaman, benim için nasıl bir sürpriz olduğunu tahmin edemezsiniz.

Onun orada olmasının, Türk-Yunan ilişkileri, Türkiye’nin perspektifi ve Orta Doğu’daki durum ile ilgili görüşlerini ilk elden öğrenmek için doğal olarak bir fırsat olacağını düşündüm. Gerçekten de benim için oldukça büyük bir söyleşi oldu.

ATİNA’DA KARŞILAŞTIĞIM SÜRPRİZ

Atina’ya döndüğümde beni daha da büyük bir sürpriz bekliyordu. Söyleşinin yayınlanması için başvurduğum medya kuruluşlarının hiçbiri ilgilenmedi. Yalnızca bir yayıncı çok ilgilendi ancak sonuçta bu plan da başarısızlığa uğradı.

Şu anda, böyle bir sonuç çıkmasını yorumlamakla pek ilgilenmiyorum. Yunan elitlerinin “Türkiye” denen sorunu gerçekten incelemesi ve bununla yüzleşmesi ile ilgilenmediği sonucuna çoktandır varmış bulunuyorum. Ya bunu göz ardı etmekle ya da bunu iç politikada malzeme yapmakla ilgileniyorlar. Her halükarda, “Hatıra” yıllarında dış politika ile ilgili yazmayı planladığım kitapta kullanmak üzere o söyleşiyi “raflarda” sakladım.

TAKSİM KONUSUNDA PERİNÇEK’İN GÖRÜŞLERİ

Ancak bugün, Kıbrıs üzerindeki hareketlenmeler kritik ve çok tehlikeli bir aşamaya girmekte olduğu ve de taksim konusu yeniden sahneye çıktığı için, bir yandan Erdoğan ve Tatar’ın açıklamaları öte yandan ise Hrisostomos’un Anastasiadis’in taksimi (bölünmeyi) tartıştığı suçlamaları dolayısıyla, Perinçek’in en azından Kıbrıs ile ilgili görüşlerini dış politika konularını ele alanların, analistlerin ve kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla kamuoyu ile paylaşma yükümlülüğünü kendimde hissettim.

Perinçek’in Kıbrıs konusu ile ilgili soruma yanıtı şöyle: “Kıbrıs’ta önce ayrılıp ondan sonra barışçı ve çok arkadaş canlısı olarak, dostça yaşamalıyız. Kuzey Kıbrıs Türkiye’ye, Güney Kıbrıs ise Yunanistan’a aittir. Kıbrıs milleti diye bir millet yoktur. Kıbrıs’ta Türkler ve Yunanlılar vardır. Kıbrıs Doğu Akdeniz’de bağımsız bir ülke olarak yaşamak için çok küçük. Averof’un geçmişte Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan arasında taksim edilmesi gerektiğini ifade eden duruşuna katılıyorum. Dostça ilişkilerin geliştirilmesi olanağını taksim yaratır, mümkün olmayan çözüm uğraşları değil.”

Yetkililerin algılarını etkilememek ve gereksiz “kavgalar” ve yabancı niyetlere dayalı “yorumlara” yol açmamak için söyleşideki görüşleri kendi yorumlarımızla tartışmıyoruz. Bahsimizin tek amacı Türk iktidarının bir bölümünün nasıl düşündüğü, ya da ne dediği ile ilgili bilgi sunmaktır.

KEMALİSTLER VE İSLAMCILAR

Kıbrıs konusunun sohbetini, geçmişte, Annan Planının oylanmasından hemen sonra 2004 yılında, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ile ilgili Türkiye’de düzenlenen uluslararası konferansta, Kıbrıs’taki Türk Stratejisinin mimarı Erim’in babasını izleyen ve konu ile ilgilenen oğlu dahil olmak üzere, Kemalist temsilcilerin yanında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “Avrupa yanlısı İslamcıları” ile de yaptım. O dönem Ordu ve Denktaş ile çatışmakta olan ikinciler ile, Avrupalıların Kıbrıs ve Tasos Papadopulos’a karşı usavurmalarını basit bir şekilde tekrarlamaktan başka bir şey söylemedikleri ve beni Planın eleştirmeni bellediklerinden, düşmanca olmasa bile şaşkınlıkla bana karşı çıktılar ve aramızda hiçbir uzlaşma ve iletişim temeli oluşmadı.

Tam tersi, birinciler, Kemalistler, her ne kadar silahların onuruna resmi Türk duruşunu savunsalar da diğer şeylerin yanında, her iki toplum ve barış yararına bir çözüm oluşturmayan, Kıbrıs’taki Türk ve Yunanlıların ve ayrıca Yunanistan ile Türkiye’nin arasında sorunlar yaratacak sürdürülemez bir düzenleme olan Annan Planı’na karşı eleştirilerimi büyük bir ilgi ile dinledikleri anlaşılıyordu. İlgileri daha da büyüktü çünkü bunları bir Yunanlıdan duyuyorlardı ve çeşitli kuruluşların Yunanlı akademisyenlerinden duymaya alıştıkları genellikle Batılı “düşünce havuzlarının” uzantısı görüşlerden tamamen farklı şeylerdi. Ve duydukları onları ilgilendiriyordu.

Konferans birkaç gün sürdü ve bir an, Türk katılımcılardan bir Türk dış politika enstitüsü şefi bana yaklaşarak “Haklısın, bize tuzak kuruyorlar, hali hazırda İncirlik üssü varken bizden Lefkoniko’da (işgal altında) neden üs kurmak istiyorlar?” dedi. Ankara’da büyük soruların sorulmasına ve Washington ile ilişkilerde ilk krize yol açan, Irak’ın Amerikan-İngiliz işgalinden bir yıl sonrasıydı. Sohbet sonuçta Kıbrıs meselesine geldi ve konuya nasıl yaklaştığını sordum. Türkiye’nin “kırmızı çizgisi” iki devlettir şeklinde yanıt verdi.

KIBRIS VE YUNANİSTAN’IN “FELAKETİ”

Bu konuya ve aynı zamanda Annan planının öncülerinden olan ve şimdi iki devlet çözümünü benimsemiş görünen Netanyahu’nun şartlı dönüşüne –bu bilgiler doğru ise, öyle bir dönüş ki, İsrail’in Başkan Anastasiyadis ve Yunan hükümeti üzerinde büyük etkisi olacaktır- tekrar geri döneceğiz.

Ancak önceden söyleyelim. Kesin olan sudur ki, Kıbrıs ve Yunanistan için mutlak felaket, çirkin tasarımlardan biri ile “iki devletin” birleşmesi sonucu sözde konfederasyon şeklinde oluşturulacak “düzenlemedir”. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “rütbesi” bir “devletçiğe” indirilecektir. Ve ne yazık ki, Kıbrıs ve Yunanistan siyasi liderlikleri böyle bir çözümü müzakere edebileceklerini kanıtlamışlardır.
Çeviri: TEODORAS MAÇİ

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
[bws_google_captcha]
Kapalı
Kapalı