Ünal Atabay

Altı Buçuk Cephede Savaşa-Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) – 3

Altı Buçuk Cephede Savaşa-Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) -3 Türkiye, bulunduğu coğrafi konumu gereği sınırlarında birden fazla cephede aynı anda bir kriz yaşaması ve/veya savaş-çatışma durumunda olması ihtimali yüksek bir ülkedir. Altı Buçuk Cephede Savaşa-Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) -3 detaylı haber makalemiz… Ünal Atabay tarafından yazıldı.

Altı Buçuk Cephede Savaşa-Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) – 3

Önümüzdeki dönemde;

Bölgedeki gelişmeler devam ederken, Avrupa ülkelerinin de kendi aralarında ekonomik birlikteliği sürdüremeyecekleri bir dönemeçe doğru savrulacakları düşünülmektedir. Bu durumun sadece siyasi birlikteliği sonlandırmaya doğru evrilmesine neden olabileceği gibi, bunun yanı sıra Avrupa ülkeleri arasında çatışmaların da yaşanabileceği değerlendirilmektedir. Nitekim Almanya Başbakanı Merkel’in; “Kimse Avrupa’ya bir yarım yüzyıl daha barışın hakim olacağına inanmamalı. Eğer Euro çökerse, Avrupa’da çöker. Bu olmamalı”[8]ifadeleri ile yakın gelecekte Avrupa’da da istikrarın bozulabileceği işaretini vermiştir.

Ekonominin bozulmasına bağlı olarak sosyal kargaşanın artabileceği, bunun yaratacağı etki ile kıta genelinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığının yayılacağı, böyle bir gelişmenin Yunanistan’da 2008 ve 2011 yıllarında yaşanan sosyal patlama benzeri toplumsal bir harekete dönüşerek tüm Avrupa’yı sarabileceği değerlendirilmektedir.

Avrupa’nın, Ortadoğu’daki gelişmeler paralelinde böyle bir rastlantısal sorunu yaşaması halinde, Ortadoğu bölgesinin değişiminde ABD ve Rusya ile birlikte AB’den resmen ayrılma arifesinde olan İngiltere’nin başat rol alacağı söylenebilir.

Çin

Dünya tarihinde ilk medeniyetlerin ortaya çıktığı merkezlerden biri olan Çin, küresel siyasetin etkin aktörlerinden biridir. Dünya’nın ABD’den sonra en büyük petrol ithalatçısıdır. En büyük petrol ithalatını Suudi Arabistan’dan yapmaktadır.

Çin’in Ortadoğu bölgesinde geçmişte sömürgeci geçmişinin olmaması, Arap-İsrail ilişkilerinde denge politikası gütmesi, kısmen Araplar lehine tavırları ve bölgedeki iş birliği faaliyetleri nedeniyle, Ortadoğu ülkeleri Çin’i ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak görme eğilimindedirler.

Önümüzdeki dönemde;

ABD’nin bölge ülkeleri üzerindeki tutumlarını dengelemeye çalışacağı, tedbirli diplomasi ışığında menfaatlerinden vazgeçmeyeceği, özellikle İran ile ilişkilerini gelişmelere bağlı olarak destekleyeceği ve İran lehine müdahil olabileceği değerlendirilmektedir.

ABD’nin bölge üzerinde tek yanlı emrivaki düzenlemeler yapması yönünde bir irade belirmesi halinde, Çin-Rusya ikilisinin birlikte hareket edebilecekleri düşünülmektedir.

Suriye

ABD ve Rusya’nın Suriye üzerindeki stratejik güç mücadelesi, Esat yönetimini şimdilik ayakta tutmaya sevk etmiş, güç mücadelelerine bağlı iç çatışmanın uzamasıyla birlikte kaos, karmaşık ilişkiler ağı ve adeta yumaklaşan uluslararası bir insanlık sorunu halini almıştır.

İç savaşın yarattığı travma, asırlardır oluşmuş demografik yapıyı kökünden sarsmış ve bu kapsamda toplumun ayrışan dinamikleri üzerinden artık bir araya getirilmesi yeteneği yitirilmiş, kapanın elinde kalır düşüncesiyle tüm gruplar kendi geleceğini tayin etmekte destek bulacağı ittifaklar ile taraflarını oluşturmaya girişmişlerdir.

Önümüzdeki dönemde;

Suriye iç savaşının 3-5 yıldan önce bitmeyeceği, bu süreç içerisinde müstakbel Suriye Federasyonu için, ABD’nin başta Suriye Kuzeyi’nde güvenli bölgeler maskesi altında PYD/YPG güçleriyle özerk bir bölge için alt yapısının tamamlanacağı mütalaa edilmektedir. İç savaş sonrasında hazırlanacak yeni anayasa ile birlikte Irak kuzeyinde olduğu gibi Kürt yerel yönetimi şeklinde bir düzeninin tesis edileceği, Akdeniz kıyısında Esat ailesinin kontrolünde ve Rusya’nın hamiliğinde Nusayri-Alevi devletçiğinin kurulacağı, diğer bölgede Irak’la da bütünlük sağlayacak şekilde Sünni bir devletçiğin oluşturulacağı düşünülmektedir.

İran

Jeostratejik konumu, enerji zenginliği, toprak büyüklüğü ve tarihten gelen siyasi, dini ve kültürel özellikleri ile Ortadoğu’nun anahtarı konumundadır. Ancak, rejimi ve ülkeler arası ilişkileri nedeniyle potansiyelini beklenilen seviyede harekete geçirememektedir.

Mevcut mezhepsel yapısı üzerinden; Irak, Suriye ve Lübnan hattından Akdeniz’e uzanan bir Şii koridoru oluşturulmasını düşündükleri ve böylece İsrail’e daha yakın bir tehdit oluşturmak, kendisine olabilecek tehditi uzaktan karşılamak istemektedirler. Bu kapsamda, radikal dini gruplarla iş birlğini şiar edinmişlerdir.

Kapalı rejimi nedeniyle dışa dönük ilişkilerinde yanlızlık hakimdir. ABD’nin haydut devletler kategorisinde bulunmaktadır[9]. İran nüfusunun yarısına yakınını oluşturan Azeri Türkleri ABD tarafından yakın markaja alınmıştır[10]. Böylece, başta Azeriler olmak üzere ayrılıkçılık tohumları taze tutulmaktadır.

Katar krizinin, Türkiye’nin Katar ile gelişen münasebetleri nedeniyle İran-Türkiye yakınlaşmasını doğal olarak olumlu yönde tetikleyebileceği, ancak ABD’nin bu duruma geliştireceği tavırla bu ilişkinin daha ileri boyuta taşınamayacağı düşünülmektedir.

Önümüzdeki dönemde;

ABD-İran geriliminde Türkiye’nin, takınacağı tavırda ikilem yaşayacağı, muhtemelen ABD’nin yanında rol almak zorunda kalacağı, bu durumda; ABD-İran hesaplaşma sahasının Türkiye olacağı ve bu gelişmelere bağlı olarak İran’ın PKK başta olmak üzere radikal dini örgütleri kullanabileceği düşünülmektedir. ABD’nin desteğiyle küresel güçler tarafından Azeri bölgesi olan Kuzey İran üzerinde Türkiye’nin Azerbaycan’la iş birliği halinde etkili faaliyetlerde bulunulması istenebilecektir.

Muhtemel İran-Türkiye gerilimi ile beraber, İran içerisinde etnik kaynaklı hareketliliğin artacağı ve rejim değişikliğine doğru evrileceği, Suriye benzeri kitlesel göçlerden Türkiye’nin ciddi olarak etkilenebileceği, tüm bu gelişmeler devam ederken, daha fazla özgürlük sloganıyla çalkalanacak olan İran’ın Suriye iç savaşından çıkarttıkları dersler üzerinden ana ayrılıkçı kitleyi (Azeri, Kürt, Belucistan, Luristan, Kuzistan)çatışmaya fırsat vermeden federatif hale dönüştürebileceği değerlendirilmektedir. Bilahare Azeri ve Kürtlerin ise İran Federasyonu şemsiyesinden tamamen çıkacakları mütalaa edilmektedir.

Irak

İçinde bulundurduğu farklı etnik, dini topluluklardan dolayı dış etkilere ve karmaşaya hazır yapısı ile hep sorunlu bölge olmuştur. Son 20 yıl içerisinde ABD’nin iki müdahalesini yaşayan Irak; federatif yapısı önemli derecede gevşemiş bir devleti, perişan olmuş ve geleceğini öngöremeyen bir halkı bulunmaktadır[11].

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, tek taraflı aldığı ve 25 Eylül 2017 tarihinde yapacağı bağımsızlık referandum kararı[12] ile Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit eder hale gelmiştir. Referandum yapılsa bile şimdilik bağımsızlık ilanında bulunamayacakları, geleceğe dönük ellerinde bir manivela unsuru olarak tutacakları düşünülmektedir.
Diğer taraftan, bağımsız istikrarlı bir Kürt bölgesi ve Federal Irak’ın ortadan kaldırılarak Sünni-Şii mezhepsel temelinde ayrı küçük devletçiklerin oluşumu ile Türkiye’ye rahatlama sağlayabileceği inancı yaratılarak, Suriye’nin Kuzeyi içinde, benzer şekilde Türkiye’nin endişelerini ortadan kaldırabilecek bir modelin oluşturulmak istendiği değerlendirilmektedir.

Yunanistan

Ege bölgesinde Lozan Antlaşması ile Türk egemenliğinde kalan 18 ada 2004 yılından beri Yunanistan tarafından sahiplenilmiştir[13]. Ege’de tek taraflı olacak şekilde deniz ve hava sahası ihlalleri öteden beri süregelmektedir. Kıbrıs meselesinin görüşülmesinde uzlaşmaz tutumları ise bir taraftan devam etmektedir.

Önümüzdeki süreçte;

Ege Denizi’nde 18 adanın dışında kalan bazı adaları da işgal etmeye devam edecekleri, bu adaların karasularını 6 mil olarak uygulamaya koyacakları ve Ege Denizi’ndeki hareket kabiliyetimizi önemli ölçüde kısıtlamaya yönelebilecekleri düşünülmektedir. Trakya’da yaşayan Türk azınlık üzerinde de gittikçe artan bir baskı uygulamaya koyacakları bir diğer yakın tehdit olarak öngörülmektedir.

Ermenistan

Ermeni tarihi ve gelişimi hakkında çok sayıda tahmin ve efsaneler var olmakla birlikte, tam olarak belge ve kaynaklara bağlı bilgiler mevcut değildir.

Türkiye, Ermenistan ile sorunlarını barışçıl yönden çözme yolunu benimsediğini tüm Dünya’ya duyurmasına rağmen Ermenistan’ın tek taraflı tutumu nedeniyle ilerleme kaydedilememektedir.

Azerbaycan topraklarının bir kısmını haksız bir şekilde işgal etmiş ve halen Azeri-Ermeni sınır çatışmaları, gerek Azerbaycan’ın gerekse Türkiye’nin sabırlarını tüketmektedir. Uluslararası konjonktürün kendi lehine oluştuğuna inandıkları bir anda kendi güvenliğini bahane ederek Rusya’nın da desteğiyle Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni ilhak etmeye kalkışabileceği değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak;

Türkiye’nin komşularıyla ve küresel güç odaklarıyla münasebetleri karmaşık yapıdadır. Yeni Dünya düzeninin dayatmacı gelişmeleri, müstakbel düzen değişikliğinin yaşanabileceği coğrafyanın merkezinde bulunulması, bölge ülkeleri ile olan tarihsel bağları ve bu durumun yarattığı sorumluluklar birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye, Ortadoğu sahasında gelişen tehdit karmaşıklığına göre,

Yakın vadede;

Yurt içi, Musul-Kerkük dahil Irak Kuzeyi ve Suriye Kuzeyi olmak üzere üç ayrı bölgede kendi kendine yeterli ve bölgede yeni Orta Doğu şekillendirilinceye kadar uzun bir süre kalacak şekilde mücadele konsepti uygulamak zorunda kalacağı değerlendirilmektedir.

Orta vadede;

Tehdit senaryosuna; İran, Ermenistan, Yunanistan ve Kıbrıs coğrafi bölgesinin de dahil olabileceğini düşünerek yani altı cephede, iç güvenlik harekâtı çatışma alanını yarım cephe olarak kabul edersek altı buçuk cephede eş zamanlı bir savaşın / çatışmanın yaşanabileceği düşünülmektedir.

Trakya bölgesinde ise; Ege’deki hak ve menfaatlerimizin korunması için gerektiğinde dar bölgeli sınırlı bir ileri harekâtı öngören asgari yeterli kuvvet bulundurulması kısa ve orta vadede Türkiye’nin bekası için kaçınılmaz olacaktır.

Söz konusu cephelerle birlikte, yurt içinde doğu ve batı derinliğinde iki alanda konuşlu süratli stratejik ihtiyatlar olmak üzere, gerektiğinde altı ayrı bölgeye aynı anda angaje olacak şekilde ana kuvvetlerin teşkilini şimdiden yeni bir konsept ışığı altında yapılandırmak zorundadır.

Anılan yapılanmada; önümüzdeki süreçte araziden ziyade şehir merkezli kontrollerin daha ön plana çıkacağı dikkate alınarak; meskûn mahalleri kontrol edecek karma unsurlardan oluşturulacak birlikler ile özel bölgesel propaganda unsurları başta olmak üzere iyi bir teşkilatlanmaya gidilmesi hayatidir. Ayrıca özel kuvvetler yeteneği ile destekli yurt dışı alanda yerel müzahir kitleyi oluşturacak kabiliyetlerin de tüm bölgeyi kapsayacak şekilde şimdiden düzenlenmesi diğer bir hayati organizasyon olarak görülmektedir.
________________________________________
[8]Avrupa, 2018’de Savaşa Giriyor, Habertürk,www.haberturk.com/683829, 31.10.2011.
[9]Çetin Ağase, a.g.a
[10]Ferai Tınç, ABD’nin Azeri Kozu, www.hürriyet.com.tr, 06.06.2003.
[11]Abdulkadir Kahraman, Irak’ın Geçmişi, Bugünü ve Geleceği Üzerine Muhtemel Senaryolar, YLT, İstanbul. 2008,
[12]Cahit Armağan Dilek, Barzani Bölgesinde ve Kerkük’te Bağımsızlık Referandumu, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 09.06.2017.
[13]Saygı Öztürk, Lozan’ın Yıldönümünde Yunan Tahriki, Sözcü Gazetesi, 24.07.2017.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu