https://www.kocaeli.bel.tr/
Nutuk

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-15

Nutuk (SÖYLEV)-yayımlama bölümü-15

Trabzon’dan Gelen Teklif

Rahmetli Kerim Paşa’nın Fuat Paşa’ya yolladığı ilk telgrafında, İstanbul’daki yüksek mevkili şahısların mücadele liderleriyle belli bir yerde buluşup konuşmalarından söz edildiğini görmüştük. Bunun benzeri, fakat aksine yani Anadolu’dan İstanbul’a gitme yolunda bir teklif de, bundan daha önce Trabzon’dan çıkmıştı. Müsaade buyurursanız bunu biraz açıklayayım: Trabzon Valisi Galip Bey, 18/19 Eylül tarihlerinde teftiş göreviyle Ardasa’da bulunuyordu. Kâzım Karabekir Paşa’nın Ardasa’ya gidip vali ile görüşmesi kriz konusu idi. Bu konu üzerinde 19 Eylülde telgraf başında Kâzım Karabekir Paşa ile görüştük. Sebebi Trabzon’dan aldığım 18 Eylül tarihli bir telgraftı. Kendisine olduğu gibi verdiğim bu telgrafta: “Milli çıkarları bozan altı maddeyi kabul etmiyoruz (Bu altı madde İstanbul ile ilişki kesme konusundaki emirdir). Arz edeceklerimizin Zâtışâhâne’ye ulaştırılması da oraya gönderilecek bir hey’etle sağlanabilir kanısındayız” denilmekte idi. Kâzım Karabekir Paşa, makine başında Trabzon Valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. Vali soru tarzında birtakım görüşler ileri sürmüş. Karabekir Paşa uygun karşılıklar vermiş. Vali, en sonunda: “İstanbul’a bir hey’et gönderilerek durumun Padişah’a arzını ve bu hey’etle birlikte kendisinin gitmesini teklif etmiş ise de, artık bizim çeşitli yollarla konuyu arza bir çare düşünmüş olmamız dolayısıyla, bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Böyle bir hey’etin gitmesi ve buna sarayın durumunu iyi bilen Gümüşhane temsilcisi Zeki Bey’in de katılması teklif edilmektedir” denilmekte idi.
Gariptir ki, iki gün sonra, yani 21 Eylül 1919’da, Torul’daki Yarbay Halit Bey’in gönderdiği bir şifrede de bu hey’et meselesinden söz ediliyordu. Fazlasıyla kuşkuya düşen Padişah’ı yabancıların ve Ferit Paşa’nın kucağına atmamak için, İstanbul’a gizlice bir hey’et gönderilmesinin uygun olacağı, eğer bu hey’ete Servet ve Zeki Beyler de temsilci olarak alınırsa kendilerinin sevinerek kabul edecekleri, Zeki Bey’in ağzından bildiriliyordu. Halit Bey’e 22 Eylül’de verdiğim cevapta Zeki ve Servet Beyler’in de içinde bulunacağı bir hey’etin İstanbul’a gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 Eylül tarihinde Hâlit Bey’ den aldığım bir telgrafta, “Trabzon’daki muhalefetin başı durumunda olan Trabzon Valisi Galip Bey’i, kolordunun ve Erzurum valisinin davetini kabul edip Erzurum’a gitmediğinden, mecburiyet karşısında ve silâhlı koruma ile bu gece (24/25 Eylül) Erzurum’a gönderdim” deniliyordu.

Efendiler, garip bir tesadüf değil midir ki, rahmetli Kerim Paşa’nın ilk aracılık telgrafı, Trabzon valisinin tutuklandığı gecenin ertesi günü, Trabzon’da, vali, Zeki ve Servet Bey’lerle, bunların aldatması üzerine bazı kimselerin İstanbul ile ilişki kesme konusundaki teşebbüslerinin ve İstanbul’a bir gizli hey’et olarak gitme plânlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 Eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 Eylül gecesi aramak gereği duyuluyor. Yazışmaların şeklinden anlaşıldığına göre, Erzurum’a giden Vali Galip Bey, Kâzım Karabekir Paşa’ ya, yeniden İstanbul’a bir hey’et aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir. Bununla ilgili olarak, Paşa’nın 27 Eylül tarihli bir “olur” isteme telgrafını alıyoruz. Buna 28 Eylülde karşılık olarak çekilen telgrafta, Kerim Paşa ile yapılan görüşmemin özeti verildikten sonra, “söz konusu müracaatın gerekli görülüp görülmediğinin” bildirilmesini rica ederiz. Gerekli görüldüğü takdirde, Trabzon valisinin, Milli Mücadele’mize karşı gelme konusunda Dâhiliye Nâzırı Adil Bey’den hiçbir farkı olmadığından, kendisinin asil Milli Mücadele’mize hiçbir şekilde karışmasına müsaade buyrulmaması karşılığı veriliyor. Kâzım Karabekir Paşa’nın 30 Eylülde verdiği karşılıkta: “Trabzon valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması konusunda kim düşüncemizin yerinde olduğu” kabul edildikten sonra, “Trabzon’un durumunda çoktandır beklenen düzelme gerçekleşti” deniliyordu.

Efendiler, son olarak sunduğum bilgilerle bir gerçek üzerinde daha düşünceleri aydınlatmak isterim. Trabzon Valisi Galip Bey ile Zeki Bey, saray ve Ferit Paşa ile ilişki içinde idiler. Bir hey’et halinde İstanbul’a gitmekten maksatları, milli gayeye hizmet değil, orada gerekenleri aydınlatarak ve bazı tedbirler tavsiye ederek, yeni talimat almak gibi bir maksada dayandığına bence şüphe yoktur. Nitekim Zeki Bey daha sonra İstanbul’a gidince, arkasından gerektiği kadar para ve cephane göndermeye söz verilerek ve özel bir talimat ile Trabzon ve Gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmiştir. Kendisini İnebolu’da tutuklatıp Ankara’ya getirtmiştim. Bana, bu söylediklerinin hepsini itiraf etti. Yalnız, sözde İstanbul’u aldattığını, alacağı para ve silâhları bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. Buna o gün ve hattâ bugün bile inanacak saf kimseler bulunabilir mi? Bununla birlikte, ben bu zâtı, Erzurum Kongresi’ndeki ilişkinin hatırasına saygı duyarak, yalnız gerekli uyan ve nasihatlerde bulunmakla yetinmiş ve serbest bırakmıştım.

İlk Bozkır Olayı Ve İzmit Mutasarrıfı’nın Karşı Koyması

Efendiler, İstanbul Hükümeti tarafından kolordu komutanı olarak Konya’ya gönderilen Sait Paşa’yı 30 Eylülde İstanbul’a geri gönderdik. Konya Valisi kaçak Cemal Bey’in kaçışından önce tertiplediği ilk Bozkır olayının önüne geçmek için, 20’nci Kolordu ve Niğde’de 11’inci Tümen vasıtasıyla ve bunların yardımlarıyla gerekli tedbirler alınarak, İstanbul’un, çıkmasını beklediği olayları önledik. Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit dolaylarında kurulmasına çalışılan Kuva-yı Milliye teşkilâtı, Eylül ayının son günlerinde büyük bir hassasiyet göstermeye başladı. O çevrelerdeki Kuva-yı Milliye liderleri, kabinenin direnmesi halinde İstanbul’a harekete hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu hususu, 28 Eylülde, bütün memlekete ve tabii olarak İstanbul’a da bir genelgeyle bildirdik. Ancak, İzmit şehrinde, 2 Ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. O tarihte, İzmit mutasarrıfı, Suat Bey adında bir zattı. Kendisini telgraf başına çağırdık. Son günlerde yapılan tebliğlerin hepsinin alınıp, gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini sordum. Mutasarrıf Bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: Yapılan tebliğleri aldım. Anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru hareket saydım. Olumsuz söylentiler vardır. Hey’et-i Temsiliye’den açıklama istemek ve özellikle maksadın İttihat Hükümeti’ni önceki şekliyle yeniden diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak kararındadırlar. Bendeniz en tarafsız bir kimse olarak huzur ve güvenliği koruma görevini yüklenmiş bulunuyorum. Her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir macerayla başkalarını sürüklemeyi doğru bulmam. Telbirli ve ihtiyatlı hareket etme yanlısı olduğumu bütün tecrübelerime dayanarak arz ederim.

Verdiğim cevap aynen şu idi:

Sivas, 2.10.1919
Suat Bey’e
İzmit’te en küçük bir anlaşmazlık ve karışıklığa meydan vermemek asıl görevimiz olduğu gibi, tarafımızdan da özellikle rica edilmiş bir husustur. Milli teşkilât ve mücadelemizin meşru maksadını ve niteliğini gerek zatıâlinize gerek İzmit’teki birçok kimseye ve bütün dünyaya karşı yazmış ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kinci düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza şüphemiz kalmamıştır. Artık, ayak takımının dedikodusundan öteye bir değeri olmayan söylentilerin, karar verme konusunda etkili olabileceğine imkân vermiyoruz. Bundan başka, eğer halkın açıklanmasını istediği noktalar var idiyse, bunlar neden derhal bize sorulup, çözüme kavuşturulmamış bulunuyor. Siz, tarafsız olarak kalmayı tercih buyuruyorsunuz. Oysa tuttuğunuz yol kesinlikle tarafsızlık yolu olamaz. Çünkü siz milletin meşru mücadelesine karşı tarafsızlık iddiasında bulunduğunuz halde, haince davranışları ile kanun dışı ve aslında yok hükmünde olan Ferit Paşa Kabinesi’nin memurluğunu yapmakla meşgulsünüz. İttihatçılığın diriltilmesi ile uğraşacak kısır görüşlülerden olmadığımı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size en temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile şunu arz ederim ki, siz artık Ferit Paşa Kabinesi’ne güven duymuyor iseniz, bunu Dâhiliye Nezareti’ne resmen bildirmelisiniz. Eğer milletin hüküm ve isteklerine aykırı olarak Ferit Paşa Kabinesi’ne güveniniz varsa, İzmit’in sayın halkını meşru olan milli mücadelesinde serbest bırakmak üzere derhal yerinizi terk ile İstanbul’a hareket edin. Bu iki noktadan herhangi birine uymamanız halinde, yüksek şahsınızın karşılaşabileceği durumun sebep ve sorumlusunun yine siz olmuş bulunacağını pek samimi olarak bildirmeyi vicdani bir görev sayarım.
Hey’et-i Temsiliye Adına Mustafa Kemal

Mutasarrıf Bey’in,”Kulunuzu sükunetle dinleyiniz efendim, bendeniz iyi ifade edemedim. Maksadınızın yüceliğinden ve meşruluğundan zaten söz edilemez” cümleleriyle başlayan cevabında yazılan satırlar, bizi yarınki cuma namazına kadar kendi halimize bırakınız. Ferit Paşa’ya kim bilir kaç defa kalemle hücum eden bendenizi ne kadar kötü gözle görüyorsunuz efendim” cümleleriyle son buluyordu.
Bunun üzerine, ertesi günkü cuma namazına kadar bekleyeceğimizi bildirmek üzere yazdırdığım telgrafa şu iki cümleyi ekledim: “Sizi kötü gözle gördüğüm şeklindeki zan doğru değildir. Çünkü vicdanımız sızlamadan verebileceğimiz hükümler, ancak fiili sonuçlara bağlıdır, efendim”.
O tarihte, İzmit’te, Albay Asım Bey adında bir zat tümen komutanı olarak bulunuyordu. Asım Bey’e de, bir iki günden beri, telgraf başında tebligatta bulunulmuştu. Ancak, hiçbir cevap alınamıyordu. Onu da, 2 Ekim günü makine başına çağırdım ve konuştum. Kendisine: “Kabinenin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesindir. Bu bakımdan milletin azim ve iradesi her türlü kararsızlığın üstünde bir güce sahiptir” dedikten sonra, kesin düşünce kararını beklemekte olduğumu söyledim.
Tümen Komutanı Asım Bey’in uzun özür dilemeler ve görüş bildirmelerle dolu cevabından çıkan elle tutulur anlam, şimdiye kadar cevap vermeyişinin sebebinin İstanbul’daki Kolordu Komutanı’ndan sorduğu sorulara cevap alamamış olmasından ileri geldiği ve yarınki cuma namazında karar alınacağı cümleleri ile özetlenebilir. Bazı nasihat ve teşvikleri içine alan cevabımızda başlıca şunları söyledim : “Ferit Paşa’nın yarına kadar çekilmesi pek muhtemeldir. Bu takdirde, yarınki toplantınız sonunda Zâtışâhâne’ye ve kesinleştiği takdirde yeni hükümet başkanına, kabinenin milli gayeyi tam olarak benimsemiş tarafsız kimselerden kurulmasının istirham edilmesini ve bunun beklendiğinin arz edilmesini sağlayınız. Bir de, vatanımızı ve milli bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni kabine ile işbirliği hâlinde daha pek çok çalışmaya ihtiyacımız olduğundan, tam bir sükünet içinde, Hey’et-i Temsiliye kararıyla arz ettiğim hususları göz önünde bulundurarak teşkilâtlanmaya devam buyrulmasını rica ederim.”

Ferit Paşa’nın İstifası

Efendiler, ben, Asım Bey’e bu son cümleleri yazdırırken (2 Ekim 1919, saat 15.40’ta) araya imzasız şöyle bir telgraf girdi: “Paşa Hazretleri, İstanbul’daki yakın arkadaşlar söylediler. Bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. Ferit Paşa sağlık durumu dolayısıyla istifa etmiş. Kabineyi kurmak üzere Tevfik Paşa görevlendirilmiş. Daha sabahtan söyleniyordu, fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim.”
Bu telgrafı kim veriyor? Anlayınız, dedim. Sormaya zaman kalmadan telgraf şu şekilde devam etti.
“Biz, Ankara telgrafçıları, Paşa Hazretleri’nin huzurunda derin saygı ile eğiliriz ve vatanımızın başına bir belâ kâbusu olan bu kabinenin devrilmesi için milletin başına geçerek kazandığı başarıyı kutlarız. Lütfen söyleyiniz.”
Telgraf haberleşmesi kesildi. Gerçekten de 2 Ekimde Ferit Paşa Kabinesi düşmüş bulunuyordu. Ancak, yeni kabineyi kuran Tevfik Paşa değil Ayan’dan Birinci Ferik Ali Rıza Paşa idi.
Efendiler, sırası gelmişken arz eyleyim. Bütün telgrafçılarımızın, teşebbüslerimiz ve Milli Mücadelemiz için yaptıkları fedakârca hizmetlerinin milli tarihimizde önemli bir yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir borç sayarım.

Ali Rıza Paşa Kabinesi

Efendiler, Ferit Paşa Kabinesi’nin düştüğünü ve Ali Rıza Paşa’nın kabine kurmak üzere görevlendirildiğini 2/3 Ekim 1919 tarihinde yazdığım bir genelge ile bütün millete bildirdim. Bu genelgenin bir suretini de bilgi için yeni sadrazama verdim.
2 Ekim günü, yeni kabine başkanıyla bağlantı kurmaya çalıştık. Ertesi günü Meclis-i Vükelâ’nın oturumunda Hey’et-i Temsiliye ile görüşeceklerine söz verilmişti.
Arz ettiğim bu genelgedeki belli başlı noktalar şunlardı:
1) Yeni kabine, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde belirlenen ve tespit edilen milli teşkilât ve gayelere saygılı olduğu takdirde, Kuva-yı Milliye ona yardımcı olacaktır.
2) Yeni kabine, Meclis-i Milli’nin toplanmasıyla fiili denetleme görevine başlanıncaya kadar, milletin kaderi ile ilgili herhangi bir taahhüde girmeyecektir.
3) Barış Konferansı’na tayin edilecek temsilciler, milli davayı gerçekten kavramış ve milletin güvenini kazanmış bilgili ve yetenekli kimselerden seçilecektir.
Bildiride, bu saydığım ilkelerin, yeni kabine tarafından kabul edilmesinin teklif edileceği açıklandıktan sonra, bu konuda başkaca görüşleri varsa, yarın öğleye kadar hemen bildirilmesi isteğinde bulunuldu.
3 Ekim 1919 günü, Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya yazdığım telgrafta “millet, şimdiye kadar işbaşına geçenlerin Anayasa’ya ve milli gayeye aykırı hareketlerinden üzüntü duydu. Bundan dolayı meşru olan haklarını tanıtmak ve mukadderatını ehliyetli ve güvenilir ellerde görmek hususunda kesin kararını verdi. Gereken sağlam teşebbüsleri yaptı. Düzenli bir teşkilâtı bulunan Kuva-yı Milliye, milletin kesin iradesini tam olarak gösterme ve ispat etme kudretini elde etti.
Millet, padişahın güven ve itimadını kazanmış olan yüksek şahsiyetiniz ile saygıdeğer arkadaşlarınızı müşkül durumda bırakmak istemez. Aksine, yardımcı olmaya bütün içtenlisi ile hazırdır. Ancak, Hükümet içinde, Ferit Paşa ile birlikte çalışmış nazırların bulunması, yüksek hey’etinizin görüşleriyle milli gayenin birbiri ile ne dereceye kadar bağdaştığını, büyük bir açık kalplilikle anlamak mecburiyetini doğurmuştur. Millete tam bir güven gelmedikçe, atılmış olan kurtuluş adımının durdurulması ve yarım tedbirlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir. Bu bakımdan, şu hususların sizce kabul edilip edilmeyeceğini kesin ve açık olarak anlamak isteriz.” dedik ve genelge dolayısı ile belirttiğim üç esası saydık. Daha sonra,”bu temel noktalarda uyuşma bulunduğu anlaşıldıktan sonra, olağan dışı durumun giderilmesi için ikinci derecede bazı hususları da arz edeceğimizi bildirdik.”
Ali Rıza Paşa, bu gün, Saray’a ant içmek üzere gideceklerinden telgrafınıza yarın cevap verileceği bildirildi.

Ali Rıza Paşa Kabinesi’nde Sezilen Kararsızlık

Biz, bazı tavırlardan, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nde bir çekingenlik, bu kabineyi oluşturan şahıslarında kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. Onun için bazı tedbirler almayı uygun gördük.
Aynı günde bir genelge yazdık. Bunda, hükümet ile millet arasında görüş ve gaye birliğinin sağlandığı bir tebliğ ile bildirilinceye kadar eskiden olduğu gibi resmi haberleşmenin kesilmiş bir durumda bulundurulması gereğini bildirdik.
Bundan başka, her taraftan gelen teklif ve görüşleri birleştirerek, bütün kolordu komutanlarına ve Milli Mücadele’ye yardımcı olan valilere de 3 Ekim günü, bazı gizli tebliğlerde bulunduk. Yeni kabine ile ilk temasımıza ait olan bu belgeleri, olduğu gibi yüksek hey’etinizin gözleri önüne sermeyi, bundan sonraki haberleşme ve ilişkilerin kolaylıkla anlaşılabilmesi bakımından uygun görüyor. Müsaade buyurur musunuz?

Şifre Sivas, 3.10.1919
Bütün Kolordu Komutanlarına ve Milli
Mücadele’ye Yardımcı olan Vali ve
Vali Vekillerine
Aşağıdaki telgrafın Harbiye ve Dahili Nazırlarına çekilerek sonucun bildirilmesi rica olunur:
Dâhiliye Nâzırı’nın haince hareketlerine âlet olarak halkı fiili olarak silâhlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan Konya Valisi Cemal, Elâzığ Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Bey’lerin tutuklanarak harp divanına verilmeleri, Trabzon Valisi Galip, eski Kastamonu Valileri İbrahim ve Ali Rıza Bey’ler ile Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın herhangi bir göreve getirilmemeleri; milletin kanuni haklarını çekemediklerinden, milli davâ ve mücadeleye yardımlarından dolayı azledilen Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eski görevine getirilmesi, eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit ve eski Van Valisi Haydar Bey’lerin derhal boş illere tayin edilerek görevlendirilmeleri istenmektedir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti
Hey’et-i Temsiliyesi adına
Mustafa Kemal

Şifre Sivas, 3.10.1919
Bütün Vali ve Kolordu Komutanları ile
Bağımsız Mutasarrıflıklara
Aşağıdaki örneğe uygun olarak Sadrazam’a müracaat buyrulması ve sonucun bildirilmesi rica olunur:
Müslüman halkı silâhlandırmaya ve birbirini öldürtmeye kalkışan ve orduyu içten yıkarak sonunda vatanı savunmasız bırakmak için emir veren, ordunun sırlarını, şifreleri çalmak için fiili tertiplere girişmek suretiyle açığa vuran ve Anayasa hükümleri gereğince dokunulmazlığı bulunan milletin özel haberleşmelerine engel olan eski nâzırlardan Ali Kemal Bey, Süleyman Şefik Paşa, Dahiliye Nâzırı Adil Bey’in, Millet Meclisi açılınca, Yüce Divan’a verilmek üzere hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit Bey‘in aynı sebeplerle derhal tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini kanunun dokunulmazlığı ve kutsallığı adına istemekteyiz.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Hey’et-i Temsiliyesi adına
Mustafa Kemal

Harbiye Nezareti’ne geçen Cemal Paşa, elbette orduya resmi bir tebliğ yapacaktı. İşte ona ilk cevap olmak üzere kolordulara şu telgrafın verilmesini tavsiye ettik:

Şifre
3’üncü, 20’nci, 12’nci, 15’inci, 13’üncü Kolordu
Komutanlıklarına
20’nci Kolordu Komutanı Fuat Paşa’ya (ayrıca)
Konya’da Refet Bey’e (ayrıca)
Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın ilk tebliğine karşılık olmak üzere aşağıdaki telgrafın gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur.
“Zâtıdevletlerizin, meşru Milli Mücadele’nin başlangıcından beri büyük bir kanaat ve inançla başında bulunduğunuzu bilmekteyiz. Harbiye Nezareti’ne getirilmeniz sevinçle karşılanmıştır. Zâtıdevletlerinin başarıya ulaşması için bütün ordu ve bütün Kuva-yı Milliye yardımcı olacaktır. Başarınızı tam olarak sağlayabilme bakımından aşağıdaki hususların mümkün olan en kısa zamanda yerine getirilmesini rica ederiz:
a) Cevat Paşa yahut eski 1’inci Ordu Müfettişi Fevzi Paşa Genelkurmay Başkanlığına atanmalıdır.
b) Galatalı Albay Şevket Bey yahut Yusuf İzzet Paşa İstanbul’daki Kolordu Komutanlığı ve İstanbul Merkez Komutanlığına atanmalıdır. Yusuf İzzet Paşa, İstanbul Merkez Komutanı ve Galatalı Şevket Bey 25’inci Kolordu Komutanı şeklinde de olabilir.
c) Albay ismet Bey ‘in Harbiye Nezareti Müsteşarlığı’na,
d) Tümen Komutanı Yarbay Kemal Bey ‘in Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atanmasına aracı olunmalıdır.
e) Ordu üzerinde kötü etki yapmış olan, Harbiye Nezareti’ni iş görmez ve değersiz bir duruma düşüren ve Meclis-i Milli’den geçmeden eski rütbeleri ile göreve alıp kendilerine sırf siyasi düşünceleri dolayısıyla iş verilmiş bulunan emeklilerin derhal görevlerine son verilerek, önemli ve hassas makamların güvenilir ellere teslimi gerekir.
f) 3’üncü Kolordu eski Komutanı Albay Refet Bey sebepsiz olarak istifaya mecbur edildiğinden, bu işlemin düzeltilerek kendisinin, bugün bulunduğu Konya’da 12’nci Kolordu Komutanlığı’na atanması, Fuat Paşa ile ilgili işlemin de düzeltilerek kendisinin 20’nci Kolordu Komutanlığı’nda bırakılması.
g) Fuat Paşa’nın yerine atanan Hamdi Paşa ve 12’nci Kolordu’ya atanan Sait Paşa derhal asıl görevlerine döndürülmelidirler.
h) İlk fırsatta müfettişliklerin yeniden kurularak, Doğu Anadolu’daki kolorduların 13’üncü Kolordu da dahil olduğu halde Kâzım Karabekir Paşa’ ya, Batı Anadolu’daki kolorduların İstanbul ve Edirne de dahil olduğu halde Ali Fuat Paşa‘ya verilmesi ve şimdilik iki müfettişlik ile yetinilmesi uygun görülmüştür.
Hey’et-i Temsiliye Adına
Mustafa Kemal

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
[bws_google_captcha]
Kapalı
Kapalı